⚖️
ŞERİAT EĞİTİMİİslam Hukuku & Dört Mezhep
۞

بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ

رَبِّ يَسِّرْ وَلاَ تُعَسِّرْ ، رَبِّ تَمِّمْ بِالْخَيْرِ

✦
⚖️ Mecelle-i Ahkâm-ı Adliyye Mukaddimesi (Tam Metin: 100 Madde) ⚖️

100 Madde (99 Küllî Fıkıh Kaidesi)
Osmanlı Adliye Külliyatı & Kaza Simülatörü

الْمَقَالَةُ الْأُولَى وَالْمَقَالَةُ الثَّانِيَةُ فِي الْقَوَاعِدِ الْفِقْهِيَّةِ الْكُلِّيَّةِ (مِنْ ١ إِلَى ١٠٠)

Ahmet Cevdet Paşa riyasetindeki Cem'iyyet-i İlmiyye tarafından tedvin edilen Mecelle-i Ahkâm-ı Adliyye'nin Mukaddime bölümündeki 100 maddenin tamamı (Madde 1: İlm-i Fıkhın Tarifi ve Taksimi + Madde 2–100: 99 Küllî Kaide); harekeli Arapça asılları, Osmanlıca lafızları, günümüz Türkçesi, fıkhî şerhleri, klasik kaynak tahriçleri ve interaktif mahkeme simülasyonu.

🔍
Listelenen Maddeler: 100 / 100 (Madde 1: Tarif + Madde 2–100: 99 Küllî Kaide)Osmanlı Mecelle-i Ahkâm-ı Adliyye Resmî Metni (Md. 1–100 Tamamı)
📜 Usûl Notu (Mecelle Mukaddimesi): Mecelle-i Ahkâm-ı Adliyye'nin Mukaddime kısmı iki makaleden oluşur: Birinci Makale (Madde 1) ilm-i fıkhın tarif ve taksimini beyan eder; İkinci Makale (Madde 2 – 100) ise İbn Nüceym'in el-Eşbâh ve'n-Nezâir'i ile Ebû Saîd el-Hâdimî'nin Mecâmiu'l-Hakāik eserlerinden süzülen 99 Küllî Fıkıh Kaidesini (toplam 100 Madde) ihtiva eder.
Madde 1Giriş & Tarif
Mecelle Metn-i Aslîsi (Osmanlıca)

“İlm-i fıkıh, mesâil-i şer'iyye-i ameliyyeyi bilmektir. Mesâil-i fıkhiyye ya emr-i âhirete taalluk eder ki ibâdât kısmıdır veyahut emr-i dünyaya taalluk eder ki münâkehât ve muâmelât ve ukûbât kısımlarına münkasımdır.”

عِلْمُ الْفِقْهِ هُوَ الْعِلْمُ بِالْمَسَائِلِ الشَّرْعِيَّةِ الْعَمَلِيَّةِ، وَهِيَ إِمَّا أَنْ تَتَعَلَّقَ بِأَمْرِ الْآخِرَةِ وَهُوَ الْعِبَادَاتُ، أَوْ بِأَمْرِ الدُّنْيَا وَهُوَ الْمُنَاكَحَاتُ وَالْمُعَامَلَاتُ وَالْعُقُوبَاتُ.

💡 Günümüz Türkçesi ile Manası:

Fıkıh ilmi, amele ve uygulamaya dair şer'î meseleleri bilmektir. Fıkıh meseleleri ya ahiret işlerine taalluk eder ki bunlar 'İbâdât' kısmıdır; yahut dünya işlerine taalluk eder ki bunlar da 'Münâkehât' (Aile Hukuku), 'Muâmelât' (Borçlar, Eşya ve Ticaret Hukuku) ve 'Ukûbât' (Ceza Hukuku) kısımlarına ayrılır.

🔍 Şerh ve Hukukî Tahlil:

Mecelle-i Ahkâm-ı Adliyye'nin Mukaddimesindeki Birinci Makale olup fıkhın tarif ve taksimini beyan eder. İnsanın nefsini koruması muamelatı, neslini koruması münakehatı, nizam ve asayişin korunması ise ukubatı iktiza etmiştir.

⚖️ Fıkhî Tatbikat & Misal: Namaz ve zekât ibâdât; nikâh ve nafaka münâkehât; bey', icâre ve kefâlet muâmelât; kısas ve ta'zîr ise ukûbât bahsine dâhildir.
Dayanak / İlke: Mecelle Mukaddime Md. 1; Ali Haydar Efendi, Dürerü'l-Hükkâm, c. 1, s. 21; Buhârî, İlim, 10 ('Allah kime hayır dilerse onu dinde fakih kılar').
Madde 2Maksatlar & Niyet
Mecelle Metn-i Aslîsi (Osmanlıca)

“Bir işten maksat ne ise hüküm ona göredir.”

الْأُمُورُ بِمَقَاصِدِهَا

💡 Günümüz Türkçesi ile Manası:

Bir iş ve tasarruftan kastedilen gaye ve niyet ne ise, şer'î ve hukukî hüküm ona göre terettüp eder.

🔍 Şerh ve Hukukî Tahlil:

İslam hukukunun beş temel küllî kaidesinden birincisidir. Mükellefin söz ve fiillerine bağlanan dünyevî ve uhrevî hükümler, o fiilin arkasındaki niyet ve kasta göre şekillenir.

⚖️ Fıkhî Tatbikat & Misal: Sokakta bulduğu yitik malı (lukata) sahibine teslim etmek niyetiyle alan kimse emin sayılır ve mal kusursuz helak olursa tazmin etmez; ancak kendine mal etmek kastıyla alırsa gasıp hükmünde olup her halde tazminle mükellef olur.
Dayanak / İlke: Mecelle Mukaddime Md. 2; Buhârî, Bed'ü'l-Vahy, 1 ('İnneme'l-a'mâlü bi'n-niyyât'); İbn Nüceym, el-Eşbâh ve'n-Nezâir, s. 27.
Madde 3Maksatlar & Niyet
Mecelle Metn-i Aslîsi (Osmanlıca)

“Ukûdda itibar makāsıd ve meâniyedir, elfâz ve mebâniye değildir.”

الْعِبْرَةُ فِي الْعُقُودِ لِلْمَقَاصِدِ وَالْمَعَانِي لَا لِلْأَلْفَاظِ وَالْمَبَانِي

💡 Günümüz Türkçesi ile Manası:

Sözleşmelerde (akitlerde) itibar, kullanılan lafız ve şekillere değil, tarafların kastettikleri asıl maksat ve manalaradır.

🔍 Şerh ve Hukukî Tahlil:

İkinci maddenin akitler hukukundaki tatbikidir. Akitlerde telaffuz edilen kelimenin sözlük kalıbı ile kastedilen hukukî mahiyet çatıştığında, tarafların gerçek iradesi ve akdin iktisadî/hukukî sonucu esas alınır.

⚖️ Fıkhî Tatbikat & Misal: Ücret şartıyla yapılan 'kefâlet' veya bedel şartıyla yapılan 'hibe' akdi, lafzı hibe olsa dahi gerçekte ivazlı olduğu için 'satım (bey')' hükmündedir; vefaen satış ise rehin hükmündedir.
Dayanak / İlke: Mecelle Mukaddime Md. 3; Hâdimî, Mecâmiu'l-Hakâik; İbn Nüceym, el-Eşbâh ve'n-Nezâir, s. 207; Dürerü'l-Hükkâm, c. 1, s. 34.
Madde 4Yakîn & İstıshâb
Mecelle Metn-i Aslîsi (Osmanlıca)

“Şek ile yakîn zâil olmaz.”

الْيَقِينُ لَا يَزُولُ بِالشَّكِّ

💡 Günümüz Türkçesi ile Manası:

Kesin olarak bilinen bir durum (yakîn), sonradan ortaya çıkan şüphe (şek) ile ortadan kalkmaz.

🔍 Şerh ve Hukukî Tahlil:

Beş büyük küllî kaideden ikincisidir. Varlığı veya yokluğu kesin delille sabit olan bir hukukî durum, aksini gösteren kesin bir delil bulunmadıkça sırf ihtimal ve vehimle bozulmuş sayılmaz.

⚖️ Fıkhî Tatbikat & Misal: Abdest aldığını kesin olarak bilen kimse sonradan abdestinin bozulup bozulmadığında şüphe etse abdestli sayılır; bir kimsenin başkasına borçlu olduğu kesin iken ödeyip ödemediğinde şüphe edilse borç baki kalır.
Dayanak / İlke: Mecelle Mukaddime Md. 4; Müslim, Hayz, 98; İbn Nüceym, el-Eşbâh ve'n-Nezâir, s. 56; Dürerü'l-Hükkâm, c. 1, s. 36.
Madde 5Yakîn & İstıshâb
Mecelle Metn-i Aslîsi (Osmanlıca)

“Bir şeyin bulunduğu hâl üzere kalması asıldır.”

الْأَصْلُ بَقَاءُ مَا كَانَ عَلَى مَا كَانَ

💡 Günümüz Türkçesi ile Manası:

Bir şeyin geçmişte sabit olan hâl ve vasfının, değiştiği ispat edilmedikçe aynen devam ettiği kabul edilir.

🔍 Şerh ve Hukukî Tahlil:

Usûl-i fıkıhtaki 'İstıshâb' delilinin küllî kaide halidir. Geçmişte varlığı kesin olan bir hak veya mülkiyetin ortadan kalktığını iddia eden taraf bunu ispatla mükelleftir.

⚖️ Fıkhî Tatbikat & Misal: Evin mülkiyeti geçmişte Zeyd'e ait olduğu biliniyorsa, satıldığı veya el değiştirdiği ispatlanmadıkça mülkiyetin Zeyd'de kaldığına hükmolunur.
Dayanak / İlke: Mecelle Mukaddime Md. 5; İbn Nüceym, el-Eşbâh ve'n-Nezâir, s. 57; Hâdimî, Mecâmiu'l-Hakâik; Dürerü'l-Hükkâm, c. 1, s. 38.
Madde 6Yakîn & İstıshâb
Mecelle Metn-i Aslîsi (Osmanlıca)

“Kadîm, hâl-i kıdemi üzere terk olunur.”

الْقَدِيمُ يُتْرَكُ عَلَى قِدَمِهِ

💡 Günümüz Türkçesi ile Manası:

Başlangıcı kimse tarafından bilinmeyen eski durum (kadîm), meşru kabul edilerek eski hâli üzere bırakılır.

🔍 Şerh ve Hukukî Tahlil:

Mecelle Madde 166'ya göre kadîm, başlangıcını bilen kimsenin bulunmadığı şeydir. Şer'an memnû olmayan kadîm intifa ve irtifak hakları, zamanında meşru bir sebebe dayanarak kurulduğu karinesiyle korunur.

⚖️ Fıkhî Tatbikat & Misal: Bir evin yağmur oluğu veya su mecrası başlangıcı bilinmeyen eski zamandan beri komşu arsadan geçiyorsa, komşu bunu 'kaldır' diye dava edemez.
Dayanak / İlke: Mecelle Mukaddime Md. 6 ve Md. 1224; İbn Nüceym, el-Eşbâh ve'n-Nezâir; Dürerü'l-Hükkâm, c. 1, s. 39.
Madde 7Zarar & Def'-i Mefâsid
Mecelle Metn-i Aslîsi (Osmanlıca)

“Zarar kadîm olmaz.”

الضَّرَرُ لَا يَكُونُ قَدِيمًا

💡 Günümüz Türkçesi ile Manası:

Hukuka aykırı ve başkasına fahiş zarar veren bir durum, üzerinden ne kadar uzun zaman geçerse geçsin kıdem (eskilik) kazanarak meşru hâle gelmez.

🔍 Şerh ve Hukukî Tahlil:

Altıncı maddenin istisnasıdır. Kıdem karinesi ancak meşru olabilecek haklarda geçerlidir; âmmenin yoluna taşmak veya komşuya fahiş zarar vermek gibi memnû fiiller eskimek suretiyle hak doğurmaz.

⚖️ Fıkhî Tatbikat & Misal: Bir evin pis su gideri eskiden beri umumi sokağa akıp halkın geçişine ve sağlığına zarar veriyorsa, 'kadîmdir' denilmeyip zararı def' edilir.
Dayanak / İlke: Mecelle Mukaddime Md. 7 ve Md. 1214; İbn Mâce, Ahkâm, 17 ('Lâ darara ve lâ dırâr'); İbn Nüceym, el-Eşbâh ve'n-Nezâir, s. 88.
Madde 8Muhakeme, Beyyine & İkrar
Mecelle Metn-i Aslîsi (Osmanlıca)

“Berâet-i zimmet asıldır.”

الْأَصْلُ بَرَاءَةُ الذِّمَّةِ

💡 Günümüz Türkçesi ile Manası:

Asıl olan herkesin borçsuz, yükümlülüksüz ve masum olmasıdır.

🔍 Şerh ve Hukukî Tahlil:

İnsan dünyaya borçsuz ve suçsuz olarak gelir; zimmetin bir borç veya mesuliyetle meşgul olması sonradan arız olan bir durumdur. Dolayısıyla borç iddia eden davacı beyyine getirmeye mecburdur.

⚖️ Fıkhî Tatbikat & Misal: Kiralanan malı telef eden kiracı malın kıymetinin 1.000 akçe olduğunu, mal sahibi ise 2.000 akçe olduğunu iddia etse; fazlalıkta berâet-i zimmet asıl olduğundan delil yoksa kiracının sözü yeminle kabul edilir.
Dayanak / İlke: Mecelle Mukaddime Md. 8; Beyhakî, es-Sünenü'l-Kübrâ, 10/252; İbn Nüceym, el-Eşbâh ve'n-Nezâir, s. 59; Dürerü'l-Hükkâm, c. 1, s. 41.
Madde 9Yakîn & İstıshâb
Mecelle Metn-i Aslîsi (Osmanlıca)

“Sıfât-ı ârızada aslolan ademdir.”

الْأَصْلُ فِي الصِّفَاتِ الْعَارِضَةِ الْعَدَمُ

💡 Günümüz Türkçesi ile Manası:

Sonradan meydana gelen geçici niteliklerde (ârızî sıfatlarda) asıl olan, onların yokluğudur.

🔍 Şerh ve Hukukî Tahlil:

Sıfatlar 'aslî' (hayat, bekâret, sıhhat gibi başlangıçta var olan) ve 'ârızî' (ticarette kâr, malda yeni ayıp, ortaklık gibi sonradan oluşan) olmak üzere ikiye ayrılır. Ârızî sıfatı iddia eden ispatla mükelleftir.

⚖️ Fıkhî Tatbikat & Misal: Mudârebe (emek-sermaye) ortaklığında sermaye sahibi kâr edildiğini, işletmeci ise kâr edilmediğini söylese; kâr ârızî bir sıfat olduğundan delil yoksa işletmecinin sözü yeminle esas alınır.
Dayanak / İlke: Mecelle Mukaddime Md. 9; İbn Nüceym, el-Eşbâh ve'n-Nezâir, s. 62; Hâdimî, Mecâmiu'l-Hakâik; Dürerü'l-Hükkâm, c. 1, s. 42.
Madde 10Yakîn & İstıshâb
Mecelle Metn-i Aslîsi (Osmanlıca)

“Bir zamanda sabit olan şeyin hilâfına delil olmadıkça bekāsıyla hükmolunur.”

مَا ثَبَتَ بِزَمَانٍ يُحْكَمُ بِبَقَائِهِ مَا لَمْ يُوجَدِ الدَّلِيلُ عَلَى خِلَافِهِ

💡 Günümüz Türkçesi ile Manası:

Belirli bir zamanda varlığı sabit olan bir durumun, aksine delil bulunmadıkça devam ettiğine hükmedilir.

🔍 Şerh ve Hukukî Tahlil:

Beşinci maddenin ispat hukuku yönünden tekmilesidir. Bir zaman diliminde mülkiyet, borç veya evlilik bağı sabit olmuşsa, bunu sona erdiren bir sebep ispatlanmadıkça hükmü sürer.

⚖️ Fıkhî Tatbikat & Misal: Geçmişte bir malın A'nın mülkü olduğu şahitlerle sabit olsa, aradan zaman geçmekle mülkiyet düşmez; aksini iddia edenin mülkiyetin el değiştirdiğini ispatlaması gerekir.
Dayanak / İlke: Mecelle Mukaddime Md. 10; İbn Nüceym, el-Eşbâh ve'n-Nezâir, s. 57; Dürerü'l-Hükkâm, c. 1, s. 44.
Madde 11Zaman, Şart & Tazmin
Mecelle Metn-i Aslîsi (Osmanlıca)

“Bir emr-i hâdisin akreb-i evkātına izâfeti asıldır.”

الْأَصْلُ إِضَافَةُ الْحَادِثِ إِلَى أَقْرَبِ أَوْقَاتِهِ

💡 Günümüz Türkçesi ile Manası:

Sonradan meydana gelen bir olayın, sebep ve zamanında ihtilaf edildiğinde, gerçekleştiği bilinen en yakın zamana nispet edilmesi esastır.

🔍 Şerh ve Hukukî Tahlil:

Sonradan oluşan (hâdis) bir durumun eski zamanda mı yoksa yakın zamanda mı meydana geldiği hususunda kesin delil bulunmazsa, önceki zamanda yokluğu (adem) asıl olduğundan en yakın zamana izafe edilir.

⚖️ Fıkhî Tatbikat & Misal: Satın alınan malda bir kusur görülüp satıcı 'alıcıda iken yeni oldu', alıcı ise 'satıcıda iken eskiden vardı' dese; kusurun en yakın zamanda oluştuğu kabul edilerek alıcı eski olduğunu ispatlamadıkça iade edemez.
Dayanak / İlke: Mecelle Mukaddime Md. 11; İbn Nüceym, el-Eşbâh ve'n-Nezâir, s. 65; Hâdimî, Mecâmiu'l-Hakâik; Dürerü'l-Hükkâm, c. 1, s. 45.
Madde 12Akitler & İrade Beyanı
Mecelle Metn-i Aslîsi (Osmanlıca)

“Kelâmda aslolan mâna-yı hakîkîdir.”

الْأَصْلُ فِي الْكَلَامِ الْحَقِيقَةُ

💡 Günümüz Türkçesi ile Manası:

Sözde asıl olan, kelimenin konulduğu gerçek (hakikî) anlamıdır.

🔍 Şerh ve Hukukî Tahlil:

Bir lafız hem hakikî hem de mecazî manaya ihtimali olduğunda, mecaz kastedildiğine dair açık bir karine bulunmadıkça hakikî manasına hamledilir.

⚖️ Fıkhî Tatbikat & Misal: Bir kimse malını 'evlâdına' vakfetse, evlât kelimesinin hakikî manası kendi öz çocukları olduğundan, öz çocukları hayatta iken torunları bu vakıftan hisse alamaz.
Dayanak / İlke: Mecelle Mukaddime Md. 12; İbn Nüceym, el-Eşbâh ve'n-Nezâir, s. 73; Molla Hüsrev, Mir'âtü'l-Usûl; Dürerü'l-Hükkâm, c. 1, s. 46.
Madde 13Akitler & İrade Beyanı
Mecelle Metn-i Aslîsi (Osmanlıca)

“Tasrîh mukābelesinde delâlete itibar yoktur.”

لَا عِبْرَةَ لِلدَّلَالَةِ فِي مُقَابَلَةِ التَّصْرِيحِ

💡 Günümüz Türkçesi ile Manası:

Açık beyan (tasrîh) karşısında zımnî işarete ve hâlin delâletine itibar edilmez.

🔍 Şerh ve Hukukî Tahlil:

Delâlet (örf, karine veya halin icabı) ancak açık bir irade beyanı bulunmadığı zaman hüküm ifade eder; taraflar açıkça (sarahaten) bir şart veya yasak koymuşsa artık zımnî izne dayanılamaz.

⚖️ Fıkhî Tatbikat & Misal: Bir kimsenin evine misafir olarak giren kişi, masadaki su bardağını ev sahibinin zımnî izni (delâlet) ile kullanabilir; fakat ev sahibi 'Bu kristal bardağa dokunma' diye açıkça tenbih etmişken misafir dokunup kırarsa tazmin eder.
Dayanak / İlke: Mecelle Mukaddime Md. 13; İbn Nüceym, el-Eşbâh ve'n-Nezâir, s. 151; Hâdimî, Mecâmiu'l-Hakâik; Dürerü'l-Hükkâm, c. 1, s. 48.
Madde 14Giriş & Tarif
Mecelle Metn-i Aslîsi (Osmanlıca)

“Mevrid-i nassda içtihâda mesâğ yoktur.”

لَا مَسَاغَ لِلِاجْتِهَادِ فِي مَوْرِدِ النَّصِّ

💡 Günümüz Türkçesi ile Manası:

Hakkında açık ve kesin şer'î nass (ayet veya mütevatir/meşhur sünnet) bulunan meselede içtihada (kıyasa) yol yoktur.

🔍 Şerh ve Hukukî Tahlil:

İçtihat ve kıyas, ancak hakkında sarih nass bulunmayan meselelerde hükmü ortaya çıkarmak için meşrudur. Sübûtu ve delâleti kat'î olan nass karşısında şahsî rey ve içtihat bâtıldır.

⚖️ Fıkhî Tatbikat & Misal: Kur'an-ı Kerim'de miras payları (Nisâ 11-12) ve iddet süreleri açık nass ile belirlendiğinden, hiçbir hâkim veya müctehid bunları kendi reyiyle değiştiremez.
Dayanak / İlke: Mecelle Mukaddime Md. 14; Ebû Dâvûd, Akdiye, 11 (Muâz b. Cebel hadisi); Hâdimî, Mecâmiu'l-Hakâik; Dürerü'l-Hükkâm, c. 1, s. 49.
Madde 15Giriş & Tarif
Mecelle Metn-i Aslîsi (Osmanlıca)

“Alâ-hilâfi'l-kıyâs sabit olan şey, sâire makîsün-aleyh olamaz.”

مَا ثَبَتَ عَلَى خِلَافِ الْقِيَاسِ فَغَيْرُهُ لَا يُقَاسُ عَلَيْهِ

💡 Günümüz Türkçesi ile Manası:

Genel hukuk kuralına (kıyasa) aykırı olarak istisnaen sabit olan bir hüküm, başka meselelere kıyas ölçüsü yapılamaz.

🔍 Şerh ve Hukukî Tahlil:

İslam hukukunda genel kaideye göre mevcut olmayan malın satışı bâtıldır; ancak halkın ihtiyacı (istihsân) sebebiyle 'selem' ve 'istısnâ' (sipariş) akitleri istisnaen caiz kılınmıştır. Bu istisnalar genişletilerek başka belirsiz satışlara kıyas edilemez.

⚖️ Fıkhî Tatbikat & Misal: Selem ve istısnâ akdinde henüz ortada olmayan malın satışı istihsânen caizdir diye, bunun dışındaki alelade satışlarda mevcut olmayan malın satışı buna kıyasla caiz sayılamaz.
Dayanak / İlke: Mecelle Mukaddime Md. 15; Serahsî, Usûlü's-Serahsî, c. 2, s. 152; Hâdimî, Mecâmiu'l-Hakâik; Dürerü'l-Hükkâm, c. 1, s. 50.
Madde 16Muhakeme, Beyyine & İkrar
Mecelle Metn-i Aslîsi (Osmanlıca)

“İçtihâd ile içtihâd nakzolunmaz.”

الِاجْتِهَادُ لَا يُنْقَضُ بِمِثْلِهِ

💡 Günümüz Türkçesi ile Manası:

Usûlüne uygun bir içtihat, kendisi gibi başka bir içtihatla bozulamaz.

🔍 Şerh ve Hukukî Tahlil:

İçtihadî meselelerde her müctehidin içtihadı zann-ı gâlibe dayanır; bir zannın diğerine kesin üstünlüğü yoktur. Eğer bir hâkimin içtihadî hükmü sonradan gelen hâkimin içtihadıyla bozulabilseydi, mahkeme kararlarında hiçbir zaman istikrar kalmazdı.

⚖️ Fıkhî Tatbikat & Misal: Bir kadı içtihadî bir meselede bir mezhep imamının kavline göre hüküm verip davayı bitirdikten sonra, yerine gelen yeni kadı kendi içtihadına dayanarak o kesinleşmiş hükmü bozamaz.
Dayanak / İlke: Mecelle Mukaddime Md. 16; Hz. Ömer'in (r.a.) Müşterreke meselesindeki kararı; İbn Nüceym, el-Eşbâh ve'n-Nezâir, s. 105; Dürerü'l-Hükkâm, c. 1, s. 52.
Madde 17Meşakkat & Zaruret
Mecelle Metn-i Aslîsi (Osmanlıca)

“Meşakkat teysîri celb eder.”

الْمَشَقَّةُ تَجْلِبُ التَّيْسِيرَ

💡 Günümüz Türkçesi ile Manası:

Zorluk ve güçlük, kolaylaştırmayı (ruhsatı) beraberinde getirir.

🔍 Şerh ve Hukukî Tahlil:

Beş büyük küllî kaideden üçüncüsüdür. Mükellefin normal sınırları aşan bir darlık ve meşakkatle karşılaşması, şer'î hükümlerde hafifletme ve ruhsat (seferîlik, teyemmüm, ikrah, cehalet, umumü'l-belvâ) sebebidir.

⚖️ Fıkhî Tatbikat & Misal: Yolculukta dört rekâtlı farz namazların iki rekât olarak (kasr) kılınması, su bulunmadığında teyemmüm edilmesi ve borçluya mühlet tanınması bu kaideye dayanır.
Dayanak / İlke: Mecelle Mukaddime Md. 17; Bakara 2/185 ('Allah sizin için kolaylık diler, zorluk dilemez'); İbn Nüceym, el-Eşbâh ve'n-Nezâir, s. 75.
Madde 18Meşakkat & Zaruret
Mecelle Metn-i Aslîsi (Osmanlıca)

“Bir iş dîk oldukta müttesi' olur.”

إِذَا ضَاقَ الْأَمْرُ اتَّسَعَ

💡 Günümüz Türkçesi ile Manası:

Bir iş daraldığında (aşırı güçleştiğinde) genişlik ve ruhsat gösterilir.

🔍 Şerh ve Hukukî Tahlil:

İmam Şâfiî'nin de temel aldığı bu kaide, 17. maddenin tamamlayıcısıdır. Normal şartlarda sıkı kurallara bağlı bir hükümde beklenmedik bir daralma ortaya çıkarsa, darlık ölçüsünde genişleme sağlanır.

⚖️ Fıkhî Tatbikat & Misal: Borcunu ödemeye malı yetmeyen kimseye taksitle ödeme imkânı verilmesi; şahit bulunamayan doğum ve emzirme gibi kadınlara mahsus hallerde tek kadının şahitliğinin kabulü.
Dayanak / İlke: Mecelle Mukaddime Md. 18; Süyûtî, el-Eşbâh ve'n-Nezâir, s. 83; İbn Nüceym, el-Eşbâh ve'n-Nezâir, s. 84; Dürerü'l-Hükkâm, c. 1, s. 54.
Madde 19Zarar & Def'-i Mefâsid
Mecelle Metn-i Aslîsi (Osmanlıca)

“Zarar ve mukābele bi'z-zarar yoktur.”

لَا ضَرَرَ وَلَا ضِرَارَ

💡 Günümüz Türkçesi ile Manası:

İبتidaen başkasına zarar vermek olmadığı gibi, görülen bir zarara haksız bir zararla karşılık vermek de yoktur.

🔍 Şerh ve Hukukî Tahlil:

Peygamber Efendimiz'in (s.a.v.) cevâmiu'l-kelim hadisinin bizzat lafzıdır. Hiç kimse bir başkasının malına, canına veya ırzına zarar veremeyeceği gibi, kendisine zarar verildiğinde de kendi başına karşı tarafın malını tahrip ederek öç alamaz; mahkemeye başvurur.

⚖️ Fıkhî Tatbikat & Misal: Bir kimse başkasının malını telef etse, mal sahibi de buna karşılık onun malını telef edemez; ancak mahkeme yoluyla tazminat talep edebilir.
Dayanak / İlke: Mecelle Mukaddime Md. 19; İmam Mâlik, el-Muvatta, Akdiye, 31; İbn Mâce, Ahkâm, 17 (No: 2340); Dürerü'l-Hükkâm, c. 1, s. 55.
Madde 20Zarar & Def'-i Mefâsid
Mecelle Metn-i Aslîsi (Osmanlıca)

“Zarar izâle olunur.”

الضَّرَرُ يُزَالُ

💡 Günümüz Türkçesi ile Manası:

Meydana gelen haksız zarar ortadan kaldırılır (giderilir).

🔍 Şerh ve Hukukî Tahlil:

Beş büyük küllî kaideden dördüncüsüdür. Ayıplı mal muhayyerliği (hıyâr-ı ayb), gabn-i fâhiş, şuf'a hakkı, hacr (kısıtlama) ve haksız fiil tazminatlarının tamamı bu temel kaideden doğar.

⚖️ Fıkhî Tatbikat & Misal: Satın aldığı malda gizli bir kusur çıkan alıcının zararı, malı satıcıya iade edip parasını geri almasıyla izâle olunur.
Dayanak / İlke: Mecelle Mukaddime Md. 20; İbn Nüceym, el-Eşbâh ve'n-Nezâir, s. 85; Hâdimî, Mecâmiu'l-Hakâik; Dürerü'l-Hükkâm, c. 1, s. 56.
Madde 21Meşakkat & Zaruret
Mecelle Metn-i Aslîsi (Osmanlıca)

“Zarûretler memnû olan şeyleri mübâh kılar.”

الضَّرُورَاتُ تُبِيحُ الْمَحْظُورَاتِ

💡 Günümüz Türkçesi ile Manası:

Kesin zaruret halleri, normalde yasak (haram) olan şeyleri zaruret süresince mübah kılar.

🔍 Şerh ve Hukukî Tahlil:

Canın, aklın, dinin, neslin veya malın helak olması tehlikesi (zaruret) baş gösterdiğinde, bu tehlikeyi savuşturacak ölçüde haram fiilin işlenmesindeki günah ve ceza kalkar.

⚖️ Fıkhî Tatbikat & Misal: Açlıktan ölmek üzere olan kimsenin ölmeyecek kadar leş veya başkasının yiyeceğini yemesi; boğazında lokma tıkananın su bulamazsa haram bir sıvıyla lokmayı indirmesi.
Dayanak / İlke: Mecelle Mukaddime Md. 21; Bakara 2/173 ('Kim dara düşerse, başkasının hakkına saldırmadan ve haddi aşmadan yemesinde günah yoktur'); İbn Nüceym, el-Eşbâh ve'n-Nezâir, s. 85.
Madde 22Meşakkat & Zaruret
Mecelle Metn-i Aslîsi (Osmanlıca)

“Zarûretler kendi miktarlarınca takdîr olunur.”

مَا أُبِيحَ لِلضَّرُورَةِ يُقَدَّرُ بِقَدْرِهَا

💡 Günümüz Türkçesi ile Manası:

Zaruret sebebiyle mübah kılınan şeyler, yalnızca zarureti giderecek miktar ile sınırlıdır.

🔍 Şerh ve Hukukî Tahlil:

21. maddenin sınırını çizer. Zaruret ruhsatı mutlak bir serbestlik değildir; tehlikeyi def' edecek asgari sınır aşıldığı anda haramlık hükmü geri döner.

⚖️ Fıkhî Tatbikat & Misal: Açlıktan ölmek üzere olan kimse başkasının yiyeceğinden ancak ölmeyecek kadar yiyebilir, karnını tıka basa doyurup fazlasını yanına alamaz; tabip hastanın avret yerine ancak tedavi edilecek bölge kadar bakabilir.
Dayanak / İlke: Mecelle Mukaddime Md. 22; Bakara 2/173 ('gayra bâğin ve lâ âdin'); İbn Nüceym, el-Eşbâh ve'n-Nezâir, s. 86; Dürerü'l-Hükkâm, c. 1, s. 58.
Madde 23Meşakkat & Zaruret
Mecelle Metn-i Aslîsi (Osmanlıca)

“Bir özür için câiz olan şey, ol özrün zevâliyle bâtıl olur.”

مَا جَازَ لِعُذْرٍ بَطَلَ بِزَوَالِهِ

💡 Günümüz Türkçesi ile Manası:

Meşru bir mazeret sebebiyle caiz görülen şey, o mazeretin ortadan kalkmasıyla geçersiz hale gelir.

🔍 Şerh ve Hukukî Tahlil:

Mazerete bağlı hüküm, varlığını o mazeretin devamına borçludur. Sebep (özür) ortadan kalkınca ona bağlı olan ruhsat da kendiliğinden sona erer.

⚖️ Fıkhî Tatbikat & Misal: Su bulunmadığı (özür) için yapılan teyemmüm, suyun bulunmasıyla bâtıl olur; kira akdinde kiralanan malda sonradan oluşan ayıp mal sahibi tarafından tamir edilip giderilirse kiracının fesih hakkı düşer.
Dayanak / İlke: Mecelle Mukaddime Md. 23; Ebû Dâvûd, Tahâret, 124 (Teyemmüm hadisi); İbn Nüceym, el-Eşbâh ve'n-Nezâir, s. 87; Dürerü'l-Hükkâm, c. 1, s. 59.
Madde 24Meşakkat & Zaruret
Mecelle Metn-i Aslîsi (Osmanlıca)

“Mâni zâil oldukta memnû avdet eder.”

إِذَا زَالَ الْمَانِعُ عَادَ الْمَمْنُوعُ

💡 Günümüz Türkçesi ile Manası:

Bir hakkın kullanımına veya hükmün işlemesine engel olan durum (mâni) ortadan kalktığında, engellenmiş olan hüküm geri döner.

🔍 Şerh ve Hukukî Tahlil:

Aslen var olan bir ehliyet veya hak, arızî bir engel sebebiyle askıya alınmışsa, engelin kalkmasıyla birlikte yeni bir işleme gerek kalmaksızın eski hüküm avdet eder.

⚖️ Fıkhî Tatbikat & Misal: Çocukluk veya akıl hastalığı sebebiyle mallarında tasarruftan men edilen (mahcûr) kimse, rüşdüne erdiğinde veya iyileştiğinde tasarruf ehliyeti geri döner.
Dayanak / İlke: Mecelle Mukaddime Md. 24; İbn Nüceym, el-Eşbâh ve'n-Nezâir, s. 92; Hâdimî, Mecâmiu'l-Hakâik; Dürerü'l-Hükkâm, c. 1, s. 60.
Madde 25Zarar & Def'-i Mefâsid
Mecelle Metn-i Aslîsi (Osmanlıca)

“Birap zarâr kendi misliyle izâle olunamaz.”

الضَّرَرُ لَا يُزَالُ بِمِثْلِهِ

💡 Günümüz Türkçesi ile Manası:

Bir zarar, kendi dengi olan başka bir zararla ortadan kaldırılamaz.

🔍 Şerh ve Hukukî Tahlil:

20. maddedeki 'Zarar izâle olunur' kaidesinin kayıtlayıcısıdır. Bir zararı giderirken üçüncü bir şahsa veya karşı tarafa aynı ağırlıkta yeni bir zarar vermek meşru değildir.

⚖️ Fıkhî Tatbikat & Misal: Açlıktan ölüm tehlikesi geçiren (muztar) bir kimse, kendisi gibi açlıktan ölmek üzere olan başka bir muztarın elindeki son ekmeği zorla alıp yiyemez.
Dayanak / İlke: Mecelle Mukaddime Md. 25; İbn Nüceym, el-Eşbâh ve'n-Nezâir, s. 87; Hâdimî, Mecâmiu'l-Hakâik; Dürerü'l-Hükkâm, c. 1, s. 61.
Madde 26Zarar & Def'-i Mefâsid
Mecelle Metn-i Aslîsi (Osmanlıca)

“Zarar-ı âmmı def' için zarar-ı hâs ihtiyâr olunur.”

يُتَحَمَّلُ الضَّرَرُ الْخَاصُّ لِدَفْعِ الضَّرَرِ الْعَامِّ

💡 Günümüz Türkçesi ile Manası:

Umuma (kamuya) yönelik genel bir zararı önlemek için, ferde ait özel zarar tercih edilir (göze alınır).

🔍 Şerh ve Hukukî Tahlil:

Kamu yararı (maslahat-ı âmme) ile fert menfaati çatıştığında kamu güvenliği üstün tutulur. Cahil tabibin, müflis dolandırıcının ve fahiş fiyatla halkı mağdur eden ihtikârcının (karaborsacının) faaliyetten men edilmesi bu kaideye dayanır.

⚖️ Fıkhî Tatbikat & Misal: Mahallede çıkan büyük bir yangının bütün şehre yayılmasını önlemek için yangın hattındaki bir evin bedeli ödenmek üzere yıkılması; daralan umumi yolu genişletmek için bedeli mukabilinde istimlâk (kamulaştırma) yapılması.
Dayanak / İlke: Mecelle Mukaddime Md. 26; İbn Nüceym, el-Eşbâh ve'n-Nezâir, s. 87; Ali Haydar Efendi, Dürerü'l-Hükkâm, c. 1, s. 62.
Madde 27Zarar & Def'-i Mefâsid
Mecelle Metn-i Aslîsi (Osmanlıca)

“Zarar-ı eşedd, zarar-ı ehaf ile izâle olunur.”

الضَّرَرُ الْأَشَدُّ يُزَالُ بِالضَّرَرِ الْأَخَفِّ

💡 Günümüz Türkçesi ile Manası:

Daha şiddetli (ağır) olan zarar, daha hafif olan zararla giderilir.

🔍 Şerh ve Hukukî Tahlil:

25. maddenin mefhum-ı muhalifidir. Bir zarar kendi dengiyle giderilemez; fakat ortada büyük bir zararı daha küçük bir külfetle bertaraf etme imkânı varsa hafif olan zarar tercih edilir.

⚖️ Fıkhî Tatbikat & Misal: Nafakayı ödemeyen varlıklı babanın hapsedilmesi (hapsin zararı, çocuğun açlıktan helak olma zararından hafiftir); başkasının incisini yutan tavuğun değerini ödeyip tavuğu satın alarak inciyi çıkarmak.
Dayanak / İlke: Mecelle Mukaddime Md. 27; İbn Nüceym, el-Eşbâh ve'n-Nezâir, s. 88; Hâdimî, Mecâmiu'l-Hakâik; Dürerü'l-Hükkâm, c. 1, s. 64.
Madde 28Zarar & Def'-i Mefâsid
Mecelle Metn-i Aslîsi (Osmanlıca)

“İki fesâd teâruz ettikte ehaffi irtikâb ile a'zamının çaresine bakılır.”

إِذَا تَعَارَضَ مَفْسَدَتَانِ رُوعِيَ أَعْظَمُهُمَا ضَرَرًا بِارْتِكَابِ أَخَفِّهِمَا

💡 Günümüz Türkçesi ile Manası:

İki kötülük (fesat) birbiriyle çatıştığında, hafif olanı işlenerek büyük olanın önlenmesine bakılır.

🔍 Şerh ve Hukukî Tahlil:

Kişi iki sakıncalı durum arasında kalır ve birinden kaçınması imkânsız olursa, şer'an ve hukuken daha az zararlı olanı seçmekle yükümlüdür.

⚖️ Fıkhî Tatbikat & Misal: Deniz ortasında gemide yangın çıksa ve gemidekiler suda boğulma tehlikesiyle ateşte yanma tehlikesi arasında kalsa; kurtulma ümidi bulunan denize atlamak tercih edilir.
Dayanak / İlke: Mecelle Mukaddime Md. 28; Kehf 18/79 (Hz. Hızır'ın gemiyi zalim hükümdarın gaspından kurtarmak için kusurlu hale getirmesi); İbn Nüceym, el-Eşbâh ve'n-Nezâir, s. 89.
Madde 29Zarar & Def'-i Mefâsid
Mecelle Metn-i Aslîsi (Osmanlıca)

“Ehven-i şerreyn ihtiyâr olunur.”

يُخْتَارُ أَهْوَنُ الشَّرَّيْنِ

💡 Günümüz Türkçesi ile Manası:

İki şerden (kötülükten) daha hafif ve katlanılabilir olanı seçilir.

🔍 Şerh ve Hukukî Tahlil:

27 ve 28. maddelerin özlü ifadesidir. İki kötü sonuçtan kurtulma imkânı kalmadığında, zararı daha az olan şıkkı tercih etmek aklın ve şeriatın gereğidir.

⚖️ Fıkhî Tatbikat & Misal: Ayakta namaz kıldığında yarası kanayacak olan kimsenin oturarak veya ima ile namaz kılması; düşman esiri olan Müslümanları kurtarmak için fidye ödenmesi.
Dayanak / İlke: Mecelle Mukaddime Md. 29; İbn Nüceym, el-Eşbâh ve'n-Nezâir, s. 89; Hâdimî, Mecâmiu'l-Hakâik; Dürerü'l-Hükkâm, c. 1, s. 65.
Madde 30Zarar & Def'-i Mefâsid
Mecelle Metn-i Aslîsi (Osmanlıca)

“Def'-i mefâsid celb-i menâfi'den evlâdır.”

دَرْءُ الْمَفَاسِدِ أَوْلَى مِنْ جَلْبِ الْمَنَافِعِ

💡 Günümüz Türkçesi ile Manası:

Kötülükleri ve zararları defetmek (önlemek), menfaatleri elde etmekten önceliklidir.

🔍 Şerh ve Hukukî Tahlil:

Bir fiilde hem menfaat hem de mefsedet (zarar/haram) bir araya geldiğinde, zarardan kaçınma emri menfaat sağlama arzusuna galip gelir. Şeriatın yasaklardan sakındırmadaki titizliği, nafile menfaatlerden daha kuvvetlidir.

⚖️ Fıkhî Tatbikat & Misal: Bir kimse kendi mülkü olan dükkânında demircilik veya değirmencilik yaparak kazanç (menfaat) sağlamak istese, fakat sarsıntı ve dumanı bitişikteki komşu binayı yıkacak derecede fahiş zarar (mefsedet) verse bundan men edilir; oruçlu kimse mazmazada mübalağayı terk eder.
Dayanak / İlke: Mecelle Mukaddime Md. 30; Buhârî, İ'tisâm, 2 ('Sizi nehyettiğim şeylerden kesinlikle kaçının'); İbn Nüceym, el-Eşbâh ve'n-Nezâir, s. 90.
Madde 31Zarar & Def'-i Mefâsid
Mecelle Metn-i Aslîsi (Osmanlıca)

“Zarar bi-kaderi'l-imkân def' olunur.”

الضَّرَرُ يُدْفَعُ بِقَدْرِ الْإِمْكَانِ

💡 Günümüz Türkçesi ile Manası:

Zarar, imkân ölçüsünde henüz meydana gelmeden önlenir veya meydana gelmişse giderilir.

🔍 Şerh ve Hukukî Tahlil:

20. madde ('Zarar izâle olunur') gerçekleşmiş zararın giderilmesini ifade ederken, 31. madde zararın henüz vuku bulmadan önce tedbir alınarak (sedd-i zerâi' ve meşru müdafaa ile) önlenmesini de kapsar.

⚖️ Fıkhî Tatbikat & Misal: Yıkılmak üzere olup yoldan geçenlerin üzerine çökme tehlikesi bulunan duvarın sahibine yıktırılması; canına veya malına kasteden saldırgana karşı kademeli meşru müdafaa.
Dayanak / İlke: Mecelle Mukaddime Md. 31; Hâdimî, Mecâmiu'l-Hakâik; Ali Haydar Efendi, Dürerü'l-Hükkâm, c. 1, s. 68.
Madde 32Meşakkat & Zaruret
Mecelle Metn-i Aslîsi (Osmanlıca)

“Hâcet, umûmî olsun husûsî olsun, zarûret menzilesine tenzîl olunur.”

الْحَاجَةُ تَنْزِلُ مَنْزِلَةَ الضَّرُورَةِ عَامَّةً كَانَتْ أَوْ خَاصَّةً

💡 Günümüz Türkçesi ile Manası:

İhtiyaç (hâcet), ister genel ister özel olsun, güçlük ve darlığı kaldırmak bakımından zaruret derecesinde kabul edilir.

🔍 Şerh ve Hukukî Tahlil:

Zaruret, karşılanmadığında helake yol açan durumdur; hâcet ise karşılanmadığında helake yol açmamakla birlikte insanları aşırı sıkıntı ve meşakkate sokan durumdur. İslam hukukunda icâre (kira), selem, istısnâ ve bey' bi'l-vefâ akitleri hâcet sebebiyle meşru kılınmıştır.

⚖️ Fıkhî Tatbikat & Misal: Buhara halkının borçlanma ihtiyacı (hâcet-i âmme) üzerine bedeli iade edildiğinde malı geri alma şartıyla yapılan 'bey' bi'l-vefâ' akdinin tecviz edilmesi.
Dayanak / İlke: Mecelle Mukaddime Md. 32; İbn Nüceym, el-Eşbâh ve'n-Nezâir, s. 91; Dürerü'l-Hükkâm, c. 1, s. 68.
Madde 33Meşakkat & Zaruret
Mecelle Metn-i Aslîsi (Osmanlıca)

“Iztırâr gayrın hakkını ibtâl etmez.”

الِاضْطِرَارُ لَا يُبْطِلُ حَقَّ الْغَيْرِ

💡 Günümüz Türkçesi ile Manası:

Çaresizlik ve zaruret içinde kalmak (ıztırâr), başkasının mülkiyet ve tazminat hakkını ortadan kaldırmaz.

🔍 Şerh ve Hukukî Tahlil:

Zaruret hali haramlığı ve cezayı kaldırır (Madde 21), fakat kul hakkı olan malî tazmin yükümlülüğünü düşürmez. Çünkü başkasının malı masumdur; izin sadece canı kurtarmak içindir, malı bedelsiz yemek için değildir.

⚖️ Fıkhî Tatbikat & Misal: Açlıktan ölmek üzere olan kimse başkasının ekmeğini izinsiz yediğinde günahkâr olmaz ve kendisine ceza verilmez; ancak ekmeğin kıymetini sahibine ödemekle (tazminle) mükelleftir.
Dayanak / İlke: Mecelle Mukaddime Md. 33; Serahsî, el-Mebsût, c. 24, s. 48; İbn Nüceym, el-Eşbâh ve'n-Nezâir, s. 92; Dürerü'l-Hükkâm, c. 1, s. 70.
Madde 34Zarar & Def'-i Mefâsid
Mecelle Metn-i Aslîsi (Osmanlıca)

“Alması memnû olan şeyin vermesi dahi memnû olur.”

مَا حَرُمَ أَخْذُهُ حَرُمَ إِعْطَاؤُهُ

💡 Günümüz Türkçesi ile Manası:

Alınması şer'an yasak (haram) olan şeyin verilmesi de yasaktır.

🔍 Şerh ve Hukukî Tahlil:

Haram fiilde hem alan hem de veren taraf günaha ve hukuka aykırılığa iştirak etmiş olur. Faiz, rüşvet, kumar parası ve yalan şahitlik ücreti bu kaidenin başlıca misalleridir (ancak zalimin zulmünü def' için mecbur kalarak vermek ıztırâr hükmündedir).

⚖️ Fıkhî Tatbikat & Misal: Hâkimin rüşvet alması haram olduğu gibi, haksız bir hüküm elde etmek için rüşvet vermek de haramdır; faiz almak haram olduğu gibi faiz vermek de haramdır.
Dayanak / İlke: Mecelle Mukaddime Md. 34; Müslim, Müsâkât, 106 ('Resûlullah faiz yiyene de yedirene de lanet etti'); İbn Nüceym, el-Eşbâh ve'n-Nezâir, s. 150.
Madde 35Zarar & Def'-i Mefâsid
Mecelle Metn-i Aslîsi (Osmanlıca)

“İşlenmesi memnû olan şeyin istenmesi dahi memnû olur.”

مَا حَرُمَ فِعْلُهُ حَرُمَ طَلَبُهُ

💡 Günümüz Türkçesi ile Manası:

Yapılması şer'an yasak (haram) olan bir işin, başkasından yapılmasını istemek de yasaktır.

🔍 Şerh ve Hukukî Tahlil:

Günah ve düşmanlık üzerine yardımlaşma yasağının (Mâide 5/2) küllî kaide ifadesidir. Bizzat işlenmesi haram olan zulüm, gasp, yalan şahitlik ve haksız tahribat için başkasını azmettirmek veya vekil tayin etmek de haram ve bâtıldır.

⚖️ Fıkhî Tatbikat & Misal: Yalan yere yemin etmek veya yalan şahitlik yapmak haram olduğu gibi, bir kimseden yalan şahitlik yapmasını talep etmek veya bunun için ücret teklif etmek de haramdır.
Dayanak / İlke: Mecelle Mukaddime Md. 35; Mâide 5/2 ('Günah ve düşmanlık üzerine yardımlaşmayın'); İbn Nüceym, el-Eşbâh ve'n-Nezâir, s. 151; Dürerü'l-Hükkâm, c. 1, s. 71.
Madde 36Örf & Âdet
Mecelle Metn-i Aslîsi (Osmanlıca)

“Âdet muhakkemdir.”

الْعَادَةُ مُحَكَّمَةٌ

💡 Günümüz Türkçesi ile Manası:

Örf ve âdet (nasslara aykırı olmamak şartıyla) hukukî ihtilafları çözmede hakem kılınır.

🔍 Şerh ve Hukukî Tahlil:

Beş büyük küllî kaideden beşincisidir. Hakkında sarih nass veya akdî şart bulunmayan muamelelerde, insanların selim akıl ve tecrübeyle benimsedikleri genel veya yerel örf (teamül) hükme mesnet olur.

⚖️ Fıkhî Tatbikat & Misal: Bir beldede ev kiralarının peşin mi yoksa ay sonunda mı ödeneceği sözleşmede yazılmamışsa, o beldenin yerleşik örf ve âdetine göre hüküm verilir.
Dayanak / İlke: Mecelle Mukaddime Md. 36; Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/379 (İbn Mes'ûd r.a. eseri: 'Müslümanların güzel gördüğü şey Allah katında da güzeldir'); İbn Nüceym, el-Eşbâh ve'n-Nezâir, s. 93.
Madde 37Örf & Âdet
Mecelle Metn-i Aslîsi (Osmanlıca)

“Nâsın isti'mâli bir hüccettir ki anınla amel vâcib olur.”

اسْتِعْمَالُ النَّاسِ حُجَّةٌ يَجِبُ الْعَمَلُ بِهَا

💡 Günümüz Türkçesi ile Manası:

İnsanların örf ve teamül halindeki uygulamaları (şer'î nassa muhalif olmadıkça) kendisiyle amel edilmesi gereken bir delildir.

🔍 Şerh ve Hukukî Tahlil:

36. maddenin teyididir. İnsanların dilde ve ticarette yaygın olarak benimsedikleri uygulama (isti'mâl-i nâs), nassa muhalif olmadığı sürece bağlayıcı bir hukukî karine teşkil eder.

⚖️ Fıkhî Tatbikat & Misal: Çarşıda bir sanatkârla iş gördürülürken ücret telaffuz edilmese dahi, insanların teamülü gereği o işin ücretsiz yapılmadığı bilindiğinden ecr-i misil (piyasa ücreti) ödenmesi vacip olur.
Dayanak / İlke: Mecelle Mukaddime Md. 37; Serahsî, el-Mebsût, c. 12, s. 138; Hâdimî, Mecâmiu'l-Hakâik; Dürerü'l-Hükkâm, c. 1, s. 73.
Madde 38Örf & Âdet
Mecelle Metn-i Aslîsi (Osmanlıca)

“Âdeten mümteni' olan şey, hakîkaten mümteni' gibidir.”

الْمُمْتَنِعُ عَادَةً كَالْمُمْتَنِعِ حَقِيقَةً

💡 Günümüz Türkçesi ile Manası:

Örf ve hayatın olağan akışına göre imkânsız olan şey, aklen ve hakikaten imkânsız olan şey gibidir.

🔍 Şerh ve Hukukî Tahlil:

Bir iddia aklen çok uzak bir ihtimalle mümkün görünse bile, hayatın olağan akışına (âdete) göre imkânsız ise mahkemece dinlenmez (istimâ olunmaz).

⚖️ Fıkhî Tatbikat & Misal: Yoksulluğu ve dilenciliği ile bütün belde halkınca bilinen bir kimsenin, hiçbir gelir kaynağı yokken zengin bir tüccara bir günde yüz bin altın borç verdiğini iddia etmesi âdeten mümteni olduğundan reddedilir.
Dayanak / İlke: Mecelle Mukaddime Md. 38 ve Md. 1629; İbn Nüceym, el-Eşbâh ve'n-Nezâir, s. 99; Hâdimî, Mecâmiu'l-Hakâik; Dürerü'l-Hükkâm, c. 1, s. 74.
Madde 39Örf & Âdet
Mecelle Metn-i Aslîsi (Osmanlıca)

“Ezmânın tagayyürü ile ahkâmın tagayyürü inkâr olunamaz.”

لَا يُنْكَرُ تَغَيُّرُ الْأَحْكَامِ بِتَغَيُّرِ الْأَزْمَانِ

💡 Günümüz Türkçesi ile Manası:

Zamanın (örf ve şartların) değişmesiyle, örfe ve maslahata dayalı içtihadî hükümlerin değişmesi inkâr edilemez.

🔍 Şerh ve Hukukî Tahlil:

Bu kaide, nass ile sabit olan temel inanç ve ibadet hükümlerini değil; illeti örf, âdet ve zamanın maslahatına bağlı olan cüz'î/içtihadî hükümleri ifade eder. Örf değiştiğinde ona bina edilen hüküm de değişir.

⚖️ Fıkhî Tatbikat & Misal: İlk devirlerde evlerin bütün odaları aynı tarzda yapıldığı için tek odasını görmekle tüm evi görme muhayyerliği düşerken, sonradan odaların farklı yapılması âdet olunca her odayı görmenin şart koşulması; şahitlerin zahirî adaletle kabulü yerine gizli tezkiye (soruşturma) usulüne geçilmesi.
Dayanak / İlke: Mecelle Mukaddime Md. 39; İbn Âbidîn, Neşru'l-Arf fî Binâi Ba'di'l-Ahkâm ale'l-Urf; İbn Nüceym, el-Eşbâh ve'n-Nezâir; Dürerü'l-Hükkâm, c. 1, s. 74.
Madde 40Örf & Âdet
Mecelle Metn-i Aslîsi (Osmanlıca)

“Âdetin delâletiyle mâna-yı hakîkî terk olunur.”

الْحَقِيقَةُ تُتْرَكُ بِدَلَالَةِ الْعَادَةِ

💡 Günümüz Türkçesi ile Manası:

Örf ve âdetin açık delâleti bulunduğunda, kelimenin sözlükteki hakikî (ilk) anlamı bırakılarak örfteki anlamına göre hüküm verilir.

🔍 Şerh ve Hukukî Tahlil:

12. maddeye göre sözde asıl olan hakikî manadır; ancak bir kelime örfte başka bir manada yerleşmişse (hakîkat-i örfiyye), sözlükteki hakikî manası terk edilerek örfî manası esas alınır.

⚖️ Fıkhî Tatbikat & Misal: Sözlükte 'dâbbe' yeryüzünde yürüyen her canlı demektir; ancak örfte sadece binek hayvanı (at/katır) için kullanıldığından 'dâbbe satın al' vekâleti binek hayvanına hamledilir.
Dayanak / İlke: Mecelle Mukaddime Md. 40; İbn Nüceym, el-Eşbâh ve'n-Nezâir, s. 95; Hâdimî, Mecâmiu'l-Hakâik; Dürerü'l-Hükkâm, c. 1, s. 76.
Madde 41Örf & Âdet
Mecelle Metn-i Aslîsi (Osmanlıca)

“Âdet ancak muttarid veyahut gâlib oldukta muteber olur.”

إِنَّمَا تُعْتَبَرُ الْعَادَةُ إِذَا اطَّرَدَتْ أَوْ غَلَبَتْ

💡 Günümüz Türkçesi ile Manası:

Örf ve âdet, ancak kesintisiz ve sürekli (muttarid) yahut çoğunlukla uygulanan (gâlib) nitelikte olduğunda hukuken geçerli sayılır.

🔍 Şerh ve Hukukî Tahlil:

Nadir, istisnaî veya eşit oranda çelişkili uygulamalara örf ve âdet denilemez. Bir teamülün hukukî delil olabilmesi için ya hiç şaşmadan uygulanması (muttarid) ya da çok büyük çoğunlukla uygulanması (gâlib) şarttır.

⚖️ Fıkhî Tatbikat & Misal: Bir şehirde belirli bir para biriminin ticarette her zaman veya çoğunlukla kullanılması durumunda, mutlak bırakılan satış bedeli o para birimine hamledilir.
Dayanak / İlke: Mecelle Mukaddime Md. 41; İbn Nüceym, el-Eşbâh ve'n-Nezâir, s. 98; Hâdimî, Mecâmiu'l-Hakâik; Dürerü'l-Hükkâm, c. 1, s. 77.
Madde 42Örf & Âdet
Mecelle Metn-i Aslîsi (Osmanlıca)

“İtibar gâlib-i şâyia olup nâdire değildir.”

الْعِبْرَةُ لِلْغَالِبِ الشَّائِعِ لَا لِلنَّادِرِ

💡 Günümüz Türkçesi ile Manası:

Hukukî hükümlerde itibar, yaygın ve çoğunlukta olan duruma (gâlib-i şâyia) göredir; nadir ve istisnaî olana göre değildir.

🔍 Şerh ve Hukukî Tahlil:

Kanunlar ve fıkhî kaideler nadir rastlanan istisnalara göre değil, toplumda genel geçer olan yaygın durumlara göre vaz' olunur.

⚖️ Fıkhî Tatbikat & Misal: Bülûğ çağının alt ve üst sınırları ile mefkūdun (kayıp şahsın) ölüm karinesi, nadir istisnalara göre değil, insanların yaygın hayat sürelerine göre takdir edilir.
Dayanak / İlke: Mecelle Mukaddime Md. 42; İbn Nüceym, el-Eşbâh ve'n-Nezâir, s. 98; Dürerü'l-Hükkâm, c. 1, s. 78.
Madde 43Örf & Âdet
Mecelle Metn-i Aslîsi (Osmanlıca)

“Örfen ma'rûf olan şey, şart kılınmış gibidir.”

الْمَعْرُوفُ عُرْفًا كَالْمَشْرُوطِ شَرْطًا

💡 Günümüz Türkçesi ile Manası:

Örf ve âdetçe bilinen ve uygulanan şey, taraflar arasında açıkça şart koşulmuş gibidir.

🔍 Şerh ve Hukukî Tahlil:

Resmî Mecelle metninde 43. maddedir. Taraflar sözleşmede bazı hususları açıkça zikretmeseler bile, o beldenin veya mesleğin yerleşik örfünde bilinen hususlar sözleşmenin zımnî şartı sayılır.

⚖️ Fıkhî Tatbikat & Misal: Ücretle çalışan bir terziye veya tamirciye baştan ücret konuşulmadan iş verildiğinde, örfen o işin ücretle yapıldığı ma'rûf olduğundan ücret şart koşulmuş sayılır ve ecr-i misil ödenir.
Dayanak / İlke: Mecelle Mukaddime Md. 43; Serahsî, el-Mebsût, c. 15, s. 130; İbn Nüceym, el-Eşbâh ve'n-Nezâir, s. 99; Dürerü'l-Hükkâm, c. 1, s. 79.
Madde 44Örf & Âdet
Mecelle Metn-i Aslîsi (Osmanlıca)

“Beyne't-tüccâr ma'rûf olan şey, beyinlerinde meşrût gibidir.”

الْمَعْرُوفُ بَيْنَ التُّجَّارِ كَالْمَشْرُوطِ بَيْنَهُمْ

💡 Günümüz Türkçesi ile Manası:

Tüccarlar arasında bilinen ticârî örf ve teamül, aralarında açıkça şart koşulmuş gibidir.

🔍 Şerh ve Hukukî Tahlil:

Resmî Mecelle metninde 44. maddedir ve 43. maddenin ticaret hukuku sahasındaki özel şeklidir (örf-i hâs). Tacirler arasındaki peşin/vadeli satış, ambalaj ve teslimat teamülleri açıkça aksi kararlaştırılmadıkça bağlayıcıdır.

⚖️ Fıkhî Tatbikat & Misal: Toptancı piyasasında belirli bir malın bedelinin 30 gün vadeli veya üç taksitte ödenmesi ticârî teamül ise, sözleşmede peşin şartı koşulmadıkça bu teamül geçerli olur.
Dayanak / İlke: Mecelle Mukaddime Md. 44; İbn Nüceym, el-Eşbâh ve'n-Nezâir, s. 100; Hâdimî, Mecâmiu'l-Hakâik; Dürerü'l-Hükkâm, c. 1, s. 80.
Madde 45Örf & Âdet
Mecelle Metn-i Aslîsi (Osmanlıca)

“Örf ile ta'yîn, nass ile ta'yîn gibidir.”

التَّعْيِينُ بِالْعُرْفِ كَالتَّعْيِينِ بِالنَّصِّ

💡 Günümüz Türkçesi ile Manası:

Örf ve âdet ile belirlenmiş olan şey, açık söz veya nass ile belirlenmiş gibidir.

🔍 Şerh ve Hukukî Tahlil:

Resmî Mecelle metninde 45. maddedir. Sözleşmede mutlak bırakılan bir hususun örf tarafından tayin ve tahsis edilmesi, tarafların onu açıkça telaffuz ederek tayin etmesi kuvvetindedir.

⚖️ Fıkhî Tatbikat & Misal: Bir kimse konut olarak kullanılmak üzere kiraladığı evde demirhane veya değirmen işletemez; çünkü örf o binanın kullanım şeklini ikamet olarak tayin etmiştir.
Dayanak / İlke: Mecelle Mukaddime Md. 45; Kâsânî, Bedâiu's-Sanâi', c. 4, s. 174; İbn Nüceym, el-Eşbâh ve'n-Nezâir, s. 101; Dürerü'l-Hükkâm, c. 1, s. 81.
Madde 46Zarar & Def'-i Mefâsid
Mecelle Metn-i Aslîsi (Osmanlıca)

“Mâni ve muktazî teâruz ettikte mâni takdîm olunur.”

إِذَا تَعَارَضَ الْمَانِعُ وَالْمُقْتَضِي يُقَدَّمُ الْمَانِعُ

💡 Günümüz Türkçesi ile Manası:

Bir hükmün varlığını gerektiren sebep (muktazî) ile o hükmü engelleyen mâni çatıştığında, engelleyici sebep (mâni) öncelenir.

🔍 Şerh ve Hukukî Tahlil:

30. maddedeki 'Def'-i mefâsid celb-i menâfi'den evlâdır' kaidesinin usûlî bir sonucudur. Bir tasarrufta hem cevaz sebebi hem de haramlık/butlan engeli birleşirse, ihtiyat ve mâni tarafı tercih edilir.

⚖️ Fıkhî Tatbikat & Misal: Bir kimse borçlusuna olan alacağını rehin karşılığı teminat altına almışsa, borç ödenmedikçe rehin alanın izni olmadan borçlu o malı başkasına satamaz; mülkiyet satışa muktazî ise de rehin hakkı buna mânidir.
Dayanak / İlke: Mecelle Mukaddime Md. 46; İbn Nüceym, el-Eşbâh ve'n-Nezâir, s. 119; Hâdimî, Mecâmiu'l-Hakâik; Dürerü'l-Hükkâm, c. 1, s. 82.
Madde 47Tebeiyyet & Asıl-Fer'
Mecelle Metn-i Aslîsi (Osmanlıca)

“Vücûdda bir şeye tâbi olan, hükümde dahi ana tâbi olur.”

التَّابِعُ فِي الْوُجُودِ تَابِعٌ فِي الْحُكْمِ

💡 Günümüz Türkçesi ile Manası:

Varlıkta ve oluşumda bir şeye bağlı (tâbi) olan, hukukî hükümde de ona tâbi olur.

🔍 Şerh ve Hukukî Tahlil:

Müstakil bir varlığı olmayıp başka bir şeyin cüz'ü veya ayrılmaz parçası olarak var olan şey, asıl malın tâbi olduğu satış, hibe veya rehin hükmüne kendiliğinden dâhil olur.

⚖️ Fıkhî Tatbikat & Misal: Gebe bir hayvan satıldığında veya kesildiğinde, karnındaki yavru varlıkta anasına tâbi olduğu için satış ve tezkiye (boğazlama) hükmünde de anasına tâbi olur.
Dayanak / İlke: Mecelle Mukaddime Md. 47; Ebû Dâvûd, Dahâyâ, 17 ('Ceninin boğazlanması anasının boğazlanmasıdır'); İbn Nüceym, el-Eşbâh ve'n-Nezâir, s. 120; Dürerü'l-Hükkâm, c. 1, s. 83.
Madde 48Tebeiyyet & Asıl-Fer'
Mecelle Metn-i Aslîsi (Osmanlıca)

“Tâbi olan şeye ayrıca hüküm verilemez.”

التَّابِعُ لَا يُفْرَدُ بِالْحُكْمِ

💡 Günümüz Türkçesi ile Manası:

Asla bağlı (tâbi) olan şeye, asıldan bağımsız olarak tek başına hüküm verilemez.

🔍 Şerh ve Hukukî Tahlil:

Asla bağlı olarak var olan bir hak veya cüz, asıldan koparılarak müstakil bir hukukî akde (satışa, rehine) konu edilemez.

⚖️ Fıkhî Tatbikat & Misal: Anne karnındaki hayvan yavrusu anasından ayrı olarak tek başına satılamaz; bir arazinin su ve geçit hakkı (hakk-ı şirb ve hakk-ı mürûr) araziden bağımsız olarak başkasına satılamaz.
Dayanak / İlke: Mecelle Mukaddime Md. 48; Buhârî, Büyû', 61 (Habalü'l-habale / doğmamış yavru satışı yasağı); İbn Nüceym, el-Eşbâh ve'n-Nezâir, s. 121; Dürerü'l-Hükkâm, c. 1, s. 84.
Madde 49Tebeiyyet & Asıl-Fer'
Mecelle Metn-i Aslîsi (Osmanlıca)

“Bir şeye mâlik olan kimse, anın zarûriyyâtından olan şeye dahi mâlik olur.”

مَنْ مَلَكَ شَيْئًا مَلَكَ مَا هُوَ مِنْ ضَرُورَاتِهِ

💡 Günümüz Türkçesi ile Manası:

Bir şeye malik olan kimse, o şeyin ayrılmaz gereği ve tamamlayıcısı (zarûriyyâtı) olan şeylere de malik olur.

🔍 Şerh ve Hukukî Tahlil:

Bir malın kendisinden beklenen faydayı sağlayabilmesi için zorunlu olan mütemmim cüzler ve irtifak hakları, sözleşmede ayrıca sayılmasa dahi asıl mülkiyetle birlikte alıcıya geçer.

⚖️ Fıkhî Tatbikat & Misal: Bir evi satın alan kimse, sözleşmede zikredilmese bile evin sabit duvarlarına, temeline ve yola çıkış yoluna da malik olur.
Dayanak / İlke: Mecelle Mukaddime Md. 49; Hâdimî, Mecâmiu'l-Hakâik; Ali Haydar Efendi, Dürerü'l-Hükkâm, c. 1, s. 85.
Madde 50Tebeiyyet & Asıl-Fer'
Mecelle Metn-i Aslîsi (Osmanlıca)

“Asıl سâkıt oldukta fer' dahi sâkıt olur.”

إِذَا سَقَطَ الْأَصْلُ سَقَطَ الْفَرْعُ

💡 Günümüz Türkçesi ile Manası:

Asıl borç veya hak düştüğünde, ona bağlı olan fer'î (ikincil) yükümlülük de düşer.

🔍 Şerh ve Hukukî Tahlil:

Fer'in (dalın) varlığı aslın (kökün) varlığına bağlıdır. Asıl alacak ibra, eda veya takas ile sona erdiğinde, o alacağı teminat altına alan kefalet veya rehin de kendiliğinden düşer.

⚖️ Fıkhî Tatbikat & Misal: Alacaklı asıl borçluyu borçtan ibra ettiğinde (affettiğinde), asıl borç düştüğü için ona bağlı olan kefilin sorumluluğu da derhal düşer (ancak kefili ibra etmek asıl borçluyu borçtan kurtarmaz).
Dayanak / İlke: Mecelle Mukaddime Md. 50 ve Md. 662; İbn Nüceym, el-Eşbâh ve'n-Nezâir, s. 122; Dürerü'l-Hükkâm, c. 1, s. 86.
Madde 51Tebeiyyet & Asıl-Fer'
Mecelle Metn-i Aslîsi (Osmanlıca)

“Sâkıt olan şey avdet etmez; yani giden geri gelmez.”

السَّاقِطُ لَا يَعُودُ

💡 Günümüz Türkçesi ile Manası:

Hukuken düşmüş (ıskat edilmiş) olan bir hak bir daha geri dönmez.

🔍 Şerh ve Hukukî Tahlil:

Sahibinin kendi rızasıyla düşürdüğü (ıskat ettiği) bir hak, yok hükmüne geçer; yok olan şey ise eski sebebiyle tekrar var edilemez.

⚖️ Fıkhî Tatbikat & Misal: Alacaklı borçlusunu borçtan ibra ettikten sonra pişman olup alacağını tekrar talep edemez; şuf'a (önalım) hakkı sahibi satışı duyup hakkından feragat ettikten sonra tekrar şuf'a davası açamaz.
Dayanak / İlke: Mecelle Mukaddime Md. 51; İbn Nüceym, el-Eşbâh ve'n-Nezâir, s. 125; Hâdimî, Mecâmiu'l-Hakâik; Dürerü'l-Hükkâm, c. 1, s. 87.
Madde 52Akitler & İrade Beyanı
Mecelle Metn-i Aslîsi (Osmanlıca)

“Bir şey bâtıl oldukta anın zımnındaki şey dahi bâtıl olur.”

إِذَا بَطَلَ الشَّيْءُ بَطَلَ مَا فِي ضِمْنِهِ

💡 Günümüz Türkçesi ile Manası:

Bir hukukî işlem (akit veya sulh) bâtıl olduğunda, onun kapsamı içinde yer alan zımnî hükümler ve ibrâlar da bâtıl olur.

🔍 Şerh ve Hukukî Tahlil:

50. maddenin butlan yönünden karşılığıdır. Bir akdin içerdiği fer'î taahhüt ve ibrâlar, o akdin sıhhatine bağlıdır; asıl akit geçersiz çıkarsa içindeki zımnî feragat de hükümsüz kalır.

⚖️ Fıkhî Tatbikat & Misal: Taraflar bir dava üzerinde sulh olup 'bu sulh bedeli karşılığında tüm alacaklarımdan vazgeçtim' dese, sonradan sulh akdi şer'î bir sebeple bâtıl olsa, onun zımnındaki ibrâ da bâtıl olur ve eski alacak talep edilebilir.
Dayanak / İlke: Mecelle Mukaddime Md. 52; İbn Nüceym, el-Eşbâh ve'n-Nezâir, s. 124; Hâdimî, Mecâmiu'l-Hakâik; Dürerü'l-Hükkâm, c. 1, s. 88.
Madde 53Zaman, Şart & Tazmin
Mecelle Metn-i Aslîsi (Osmanlıca)

“Aslın îfâsı kabil olmadıkta bedeli îfâ olunur.”

إِذَا تَعَذَّرَ الْأَصْلُ يُصَارُ إِلَى الْبَدَلِ

💡 Günümüz Türkçesi ile Manası:

Aslın aynen yerine getirilmesi imkânsızlaştığında, onun bedeline (misline veya kıymetine) gidilir.

🔍 Şerh ve Hukukî Tahlil:

Hukukta ve ibadetlerde öncelik asıl borcun aynen edasıdır; ancak asıl mal telef olmuş veya asıl fiilin icrası imkânsızlaşmışsa hak zayi edilmez, bedeli (mislî ise misli, kıyemî ise kıymeti) ödenir.

⚖️ Fıkhî Tatbikat & Misal: Gasp edilen mal mevcutsa aynen iadesi farzdır; fakat gasıbın elinde telef olmuşsa mislî mal ise misli, kıyemî mal ise kıymeti tazmin ettirilir; su bulunamadığında abdestin bedeli olan teyemmüme geçilir.
Dayanak / İlke: Mecelle Mukaddime Md. 53 ve Md. 891; İbn Nüceym, el-Eşbâh ve'n-Nezâir, s. 126; Dürerü'l-Hükkâm, c. 1, s. 89.
Madde 54Tebeiyyet & Asıl-Fer'
Mecelle Metn-i Aslîsi (Osmanlıca)

“Bi'z-zât tecvîz olunmayan şey, bi't-teba' tecvîz olunabilir.”

يُغْتَفَرُ فِي التَّوَابِعِ مَا لَا يُغْتَفَرُ فِي غَيْرِهَا

💡 Günümüz Türkçesi ile Manası:

Tek başına (müstakil olarak) caiz olmayan bir şey, başka bir asla bağlı (tâbi) olarak caiz olabilir.

🔍 Şerh ve Hukukî Tahlil:

Bir şey müstakil bir akdin konusu olduğunda sıkı sıhhat şartları aranırken, asıl bir akdin uzantısı ve teferruatı olduğunda kolaylık gösterilir ve caiz sayılır.

⚖️ Fıkhî Tatbikat & Misal: Bir tarlanın su ve geçit hakkı tek başına satılamazken, tarla ile birlikte ona tâbi olarak satılması caizdir; vekil kendi nefsinden mal satın alamazken, müvekkilin borcunu ödemek gibi asıl bir tasarrufa tâbi hususlarda ruhsat vardır.
Dayanak / İlke: Mecelle Mukaddime Md. 54; İbn Nüceym, el-Eşbâh ve'n-Nezâir, s. 120; Hâdimî, Mecâmiu'l-Hakâik; Dürerü'l-Hükkâm, c. 1, s. 90.
Madde 55Tebeiyyet & Asıl-Fer'
Mecelle Metn-i Aslîsi (Osmanlıca)

“İbtidâen tecvîz olunmayan şey, bekāen tecvîz olunabilir.”

يُغْتَفَرُ فِي الْبَقَاءِ مَا لَا يُغْتَفَرُ فِي الِابْتِدَاءِ

💡 Günümüz Türkçesi ile Manası:

Başlangıçta (kuruluş aşamasında) caiz olmayan bir durum, kurulmuş bir işlemin devamında (bekāen) caiz görülebilir.

🔍 Şerh ve Hukukî Tahlil:

Bir hukukî işlemin ilk kuruluşu (ibtidâ) daha kuvvetli şartlara muhtaçtır; ancak usulüne uygun kurulduktan sonra devam etmesi (bekā) daha kolaydır ve başlangıçta engel sayılan bazı arızalar devam aşamasında müsamaha görür.

⚖️ Fıkhî Tatbikat & Misal: Şâyi (müşterek/bölünmemiş) bir hissenin başlangıçta hibe edilmesi kabza engel olduğundan sahih olmaz; fakat bir malın tamamı hibe edilip teslim edildikten sonra yarısına başkasının müstahak çıkması halinde kalan yarı hissenin hibesi bekāen sahih kalır.
Dayanak / İlke: Mecelle Mukaddime Md. 55; İbn Nüceym, el-Eşbâh ve'n-Nezâir, s. 123; Hâdimî, Mecâmiu'l-Hakâik; Dürerü'l-Hükkâm, c. 1, s. 91.
Madde 56Tebeiyyet & Asıl-Fer'
Mecelle Metn-i Aslîsi (Osmanlıca)

“Bekā, ibtidâdan esheldir.”

الْبَقَاءُ أَسْهَلُ مِنَ الِابْتِدَاءِ

💡 Günümüz Türkçesi ile Manası:

Mevcut bir hükmün devam etmesi (bekā), yeni baştan kurulmasından (ibtidâdan) daha kolaydır.

🔍 Şerh ve Hukukî Tahlil:

55. maddenin illetini ve hikmetini açıklayan küllî kaidedir. Var olan bir mülkiyet veya akdin sürdürülmesinde, ilk kuruluşta aranan bütün sıkı şartların her an yeniden tahakkuku aranmaz.

⚖️ Fıkhî Tatbikat & Misal: Nikâh akdinin ilk kuruluşunda iki şahidin hazır bulunması şart iken, kurulan nikâhın devamında (bekāen) şahitlerin bulunması şart değildir.
Dayanak / İlke: Mecelle Mukaddime Md. 56; İbn Nüceym, el-Eşbâh ve'n-Nezâir, s. 123; Hâdimî, Mecâmiu'l-Hakâik; Dürerü'l-Hükkâm, c. 1, s. 92.
Madde 57Vekâlet, Hibe & Kabz
Mecelle Metn-i Aslîsi (Osmanlıca)

“Teberru ancak kabz ile tamam olur.”

لَا يَتِمُّ التَّبَرُّعُ إِلَّا بِالْقَبْضِ

💡 Günümüz Türkçesi ile Manası:

Karşılıksız kazandırmalar (hibe, sadaka, âriyet gibi teberrû akitleri) ancak teslim alma (kabz) ile tamam olur.

🔍 Şerh ve Hukukî Tahlil:

İvazlı akitlerde (satım, kira) mülkiyet icap ve kabulle geçerken, karşılıksız teberrû akitlerinde sırf sözle mülkiyet geçmez; bağışlanan malın bağışlayan izniyle teslim alınması (kabz) tamamlayıcı şarttır.

⚖️ Fıkhî Tatbikat & Misal: Bir kimse 'Şu saatimi sana hibe ettim' dese ve karşı taraf 'kabul ettim' dese bile, saati fiilen teslim almadan önce hibe tamamlanmış olmaz; teslimden önce taraflardan biri vefat etse hibe hükümsüz kalır.
Dayanak / İlke: Mecelle Mukaddime Md. 57 ve Md. 837; Muvatta, Akdiye, 40 (Hz. Ebû Bekir ve Hz. Ömer'in r.a. 'kabzedilmeyen hibe caiz olmaz' hükmü); Dürerü'l-Hükkâm, c. 1, s. 93.
Madde 58Mülkiyet & Tasarruf
Mecelle Metn-i Aslîsi (Osmanlıca)

“Raiyye, yani tebaa üzerine tasarruf maslahata menûttur.”

التَّصَرُّفُ عَلَى الرَّعِيَّةِ مَنُوطٌ بِالْمَصْلَحَةِ

💡 Günümüz Türkçesi ile Manası:

Devlet başkanının ve kamu idarecilerinin halk (tebaa) üzerindeki tasarrufları, kamu yararının (maslahatın) bulunması şartına bağlıdır.

🔍 Şerh ve Hukukî Tahlil:

İslam âmme (kamu) hukukunun altın kaidesidir. Devlet başkanının, hâkimin, vakıf mütevellisinin ve yetim vasisinin yetkisi keyfî değildir; âmme maslahatına ve adalete uygun olduğu ölçüde hukuken geçerlidir.

⚖️ Fıkhî Tatbikat & Misal: Beytülmâl (hazine) mallarının kamu yararı olmayan yerlere tahsisi veya maktulün velisi bulunmadığında kamu adına af yetkisinin maslahatsız kullanılması sahih olmaz.
Dayanak / İlke: Mecelle Mukaddime Md. 58; Hz. Ömer'in (r.a.) 'Ben Beytülmâl karşısında yetim malı vasisi gibiyim' kavli; İbn Nüceym, el-Eşbâh ve'n-Nezâir, s. 128; Dürerü'l-Hükkâm, c. 1, s. 94.
Madde 59Mülkiyet & Tasarruf
Mecelle Metn-i Aslîsi (Osmanlıca)

“Velâyet-i hâssa, velâyet-i âmmeden akvâdır.”

الْوِلَايَةُ الْخَاصَّةُ أَقْوَى مِنَ الْوِلَايَةِ الْعَامَّةِ

💡 Günümüz Türkçesi ile Manası:

Özel velâyet (baba, dede veya özel vasînin velâyeti), genel velâyetten (hâkimin/devletin velâyetinden) daha kuvvetlidir.

🔍 Şerh ve Hukukî Tahlil:

Küçük çocuğun babası veya babasının tayin ettiği vasîsinin şefkati ve malı koruma gayreti daha özel ve yakındır. Bu sebeple özel velî mevcut ve ehil iken, genel velî olan hâkim çocuğun malında veya nikâhında tasarruf edemez.

⚖️ Fıkhî Tatbikat & Misal: Yetimin babası tarafından tayin edilmiş güvenilir bir vasîsi varken, kadı o yetimin malını satamaz; vakfın meşru mütevellisi varken kadı vakıf malını kiraya veremez.
Dayanak / İlke: Mecelle Mukaddime Md. 59; İbn Nüceym, el-Eşbâh ve'n-Nezâir, s. 131; Hâdimî, Mecâmiu'l-Hakâik; Dürerü'l-Hükkâm, c. 1, s. 95.
Madde 60Akitler & İrade Beyanı
Mecelle Metn-i Aslîsi (Osmanlıca)

“Kelâmın i'mâli ihmâlinden evlâdır.”

إِعْمَالُ الْكَلَامِ أَوْلَى مِنْ إِهْمَالِهِ

💡 Günümüz Türkçesi ile Manası:

Söylenen bir söz veya yapılan bir hukukî beyana hüküm bağlamak (i'mâl etmek), onu tamamen geçersiz ve anlamsız saymaktan (ihmâl etmekten) evlâdır.

🔍 Şerh ve Hukukî Tahlil:

Akıllı ve mükellef bir insanın ağzından çıkan sözün abes (boş) olmadığı asıldır. Bu yüzden bir akit, vasiyet veya vakıf senedindeki ibare hakikî anlamıyla uygulanamıyorsa, hemen iptal edilmeyip mecazî anlamıyla geçerli kılınır.

⚖️ Fıkhî Tatbikat & Misal: Bir kimse malını 'evlâdıma vakfettim' dediğinde hayatta öz çocuğu bulunmayıp sadece torunları varsa, sözü boşa çıkarmamak için evlât lafzı mecazen torunlara hamledilir.
Dayanak / İlke: Mecelle Mukaddime Md. 60; İbn Nüceym, el-Eşbâh ve'n-Nezâir, s. 133; Hâdimî, Mecâmiu'l-Hakâik; Dürerü'l-Hükkâm, c. 1, s. 96.
Madde 61Akitler & İrade Beyanı
Mecelle Metn-i Aslîsi (Osmanlıca)

“Mâna-yı hakîkî müteazzir oldukta mecâza gidilir.”

إِذَا تَعَذَّرَتِ الْحَقِيقَةُ يُصَارُ إِلَى الْمَجَازِ

💡 Günümüz Türkçesi ile Manası:

Sözün gerçek (hakikî) anlamıyla amel etmek imkânsız olduğunda mecazî anlamına gidilir.

🔍 Şerh ve Hukukî Tahlil:

12. madde uyarınca kelâmda asıl olan hakikî manadır; ancak hakikî mananın kastedilmesi aklen, şer'an veya âdeten imkânsız (müteazzir) olursa, sözü ihmâl etmemek (Madde 60) için mecazî manası esas alınır.

⚖️ Fıkhî Tatbikat & Misal: 'Şu ağaçtan yemeyeceğim' diye yemin eden kimsenin ağacın odununu yemesi hakikaten imkânsız olduğundan, sözü mecazen 'ağacın meyvesinden yemeyeceğim' manasına hamledilir.
Dayanak / İlke: Mecelle Mukaddime Md. 61; İbn Nüceym, el-Eşbâh ve'n-Nezâir, s. 134; Hâdimî, Mecâmiu'l-Hakâik; Dürerü'l-Hükkâm, c. 1, s. 97.
Madde 62Akitler & İrade Beyanı
Mecelle Metn-i Aslîsi (Osmanlıca)

“Bir kelâmın i'mâli mümkün olmaz ise ihmâl olunur.”

إِذَا تَعَذَّرَ إِعْمَالُ الْكَلَامِ يُهْمَلُ

💡 Günümüz Türkçesi ile Manası:

Bir sözün ne hakikî ne de mecazî anlamıyla hüküm ifade etmesi mümkün olmazsa, o söz geçersiz (yok) sayılır.

🔍 Şerh ve Hukukî Tahlil:

60 ve 61. maddelerin sınırını gösterir. Bir beyana ne hakikat ne de mecaz yoluyla meşru bir anlam yüklenemiyorsa, lağv (boş söz) kabul edilerek hükümsüz bırakılır.

⚖️ Fıkhî Tatbikat & Misal: Bir kimsenin kendisinden yaşça büyük ve nesebi bilinen bir şahıs hakkında 'Bu benim öz oğlumdur' diyerek nesep ikrarında bulunması aklen ve âdeten imkânsız olduğundan ihmâl olunur.
Dayanak / İlke: Mecelle Mukaddime Md. 62 ve Md. 1579; İbn Nüceym, el-Eşbâh ve'n-Nezâir, s. 135; Dürerü'l-Hükkâm, c. 1, s. 98.
Madde 63Akitler & İrade Beyanı
Mecelle Metn-i Aslîsi (Osmanlıca)

“Mütecezzî olmayan bir şeyin ba'zısını zikretmek küllünü zikretmek gibidir.”

ذِكْرُ بَعْضِ مَا لَا يَتَجَزَّأُ كَذِكْرِ كُلِّهِ

💡 Günümüz Türkçesi ile Manası:

Bölünmesi (cüzlere ayrılması) kabil olmayan bir hükmün bir kısmını söylemek, tamamını söylemek gibidir.

🔍 Şerh ve Hukukî Tahlil:

Fıkıhta talâk (boşama), kısas affı, şuf'a (önalım) ve kefalet gibi bazı hükümler tecezzî (bölünme) kabul etmez. Bunların bir cüz'ü telaffuz edildiğinde hüküm bütününe sirayet eder.

⚖️ Fıkhî Tatbikat & Misal: Kısas hakkına sahip olan mirasçılardan biri katili kısastan affettiğinde veya maktulün velisi 'kısasın yarısını affettim' dediğinde, kısas bölünemeyeceği için tamamı düşer ve diyete dönüşür.
Dayanak / İlke: Mecelle Mukaddime Md. 63; İbn Nüceym, el-Eşbâh ve'n-Nezâir, s. 142; Hâdimî, Mecâmiu'l-Hakâik; Dürerü'l-Hükkâm, c. 1, s. 99.
Madde 64Akitler & İrade Beyanı
Mecelle Metn-i Aslîsi (Osmanlıca)

“Mutlak ıtlâkı üzere cârî olur; eğer nassan yahut delâleten takyîd delîli bulunmaz ise.”

الْمُطْلَقُ يَجْرِي عَلَى إِطْلَاقِهِ إِذَا لَمْ يَقُمْ دَلِيلُ التَّقْيِيدِ نَصًّا أَوْ دَلَالَةً

💡 Günümüz Türkçesi ile Manası:

Açık bir sözle (nassan) veya örf/hal karinesiyle (delâleten) sınırlandırıldığına dair delil bulunmadıkça, kayıtsız (mutlak) söz mutlaklığı üzere geçerli olur.

🔍 Şerh ve Hukukî Tahlil:

Vekâlet, vasiyet veya akitlerde bir yetki zaman, mekân veya şahıs kaydı konulmadan mutlak olarak verilmişse, örfî bir kısıtlama da yoksa mutlak olarak icra edilir.

⚖️ Fıkhî Tatbikat & Misal: Müvekkil vekiline hiçbir kayıt koymaksızın 'Atımı sat' dese (mutlak vekâlet), vekil o atı piyasa rayicine (semen-i misil) uygun olmak şartıyla dilediği müşteriye satabilir.
Dayanak / İlke: Mecelle Mukaddime Md. 64 ve Md. 1470; Serahsî, Usûlü's-Serahsî, c. 1, s. 190; Dürerü'l-Hükkâm, c. 1, s. 100.
Madde 65Akitler & İrade Beyanı
Mecelle Metn-i Aslîsi (Osmanlıca)

“Hâzırdaeki vasf lağvdır ve gâibdeki vasf muteberdir.”

الْوَصْفُ فِي الْحَاضِرِ لَغْوٌ وَفِي الْغَائِبِ مُعْتَبَرٌ

💡 Günümüz Türkçesi ile Manası:

Akit meclisinde hazır olup gözle görülen maldaki vasıf hatası hükümsüzdür (lağvdır); mecliste bulunmayan (gâib) maldaki vasıf beyanı ise geçerlidir.

🔍 Şerh ve Hukukî Tahlil:

Akit sırasında alıcının önünde duran ve bizzat işaret edilen malda tayin işaretle gerçekleşir, yanlış söylenen sıfat akdi bozmaz; ancak ortada olmayan mal ancak vasıfla bilinebileceğinden söylenen vasıf bağlayıcıdır.

⚖️ Fıkhî Tatbikat & Misal: Satıcı meydanda duran kır atına işaret ederek 'Şu yağız atımı sana 5.000 akçeye sattım' dese ve alıcı görerek kabul etse satış geçerlidir; fakat ahırda görünmeyen atını 'kır at' diye satıp 'yağız' çıkarsa alıcı muhayyer olur.
Dayanak / İlke: Mecelle Mukaddime Md. 65 ve Md. 208; İbn Nüceym, el-Eşbâh ve'n-Nezâir, s. 143; Dürerü'l-Hükkâm, c. 1, s. 101.
Madde 66Muhakeme, Beyyine & İkrar
Mecelle Metn-i Aslîsi (Osmanlıca)

“Sual cevâbda iâde olunmuş addolunur.”

السُّؤَالُ مُعَادٌ فِي الْجَوَابِ

💡 Günümüz Türkçesi ile Manası:

Bir soruya verilen kısa onay cevabında, sorunun tamamı cevap içinde tekrar edilmiş sayılır.

🔍 Şerh ve Hukukî Tahlil:

Diyalog halinde kurulan akitlerde veya mahkeme huzurundaki ikrarlarda, sorulan soruya sadece 'Evet' denilmesi, soru cümlesindeki tüm unsurların ikrar ve kabul edildiği anlamına gelir.

⚖️ Fıkhî Tatbikat & Misal: Hâkim davalıya 'Davacıya 1.000 altın borcun var mıdır?' diye sorduğunda davalının sadece 'Evet' demesi, 'Davacıya 1.000 altın borcum vardır' diyerek açıkça ikrar etmesi hükmündedir.
Dayanak / İlke: Mecelle Mukaddime Md. 66; İbn Nüceym, el-Eşbâh ve'n-Nezâir, s. 144; Hâdimî, Mecâmiu'l-Hakâik; Dürerü'l-Hükkâm, c. 1, s. 102.
Madde 67Akitler & İrade Beyanı
Mecelle Metn-i Aslîsi (Osmanlıca)

“Sâkite bir söz isnâd olunmaz. Lâkin ma'rız-ı hâcette sükût beyândır.”

لَا يُنْسَبُ إِلَى سَاكِتٍ قَوْلٌ، لَكِنَّ السُّكُوتَ فِي مَعْرِضِ الْحَاجَةِ بَيَانٌ

💡 Günümüz Türkçesi ile Manası:

Susan kimseye ’şöyle dedi’ diye bir söz nispet edilemez; ancak konuşup itiraz etmeye ihtiyaç bulunan yerde susmak, ikrar ve rıza beyanı sayılır.

🔍 Şerh ve Hukukî Tahlil:

Genel kural olarak susmak (sükût) tek başına ne icap ne de kabuldür. Fakat hakkını korumak için derhal konuşması gereken bir makamda kişinin bilerek susması, zımnî rıza (delâleten beyan) kabul edilir.

⚖️ Fıkhî Tatbikat & Misal: Kendisine bir mal satılmak istendiğinde susan kimse malı satın almış sayılmaz; ancak şuf'a (önalım) hakkı sahibi bitişik arsanın satıldığını öğrendiği mecliste susup talep etmezse şuf'a hakkı düşer.
Dayanak / İlke: Mecelle Mukaddime Md. 67; Buhârî, Nikâh, 41 ('Bâkirenin izni sükûtudur'); İbn Nüceym, el-Eşbâh ve'n-Nezâir, s. 145; Dürerü'l-Hükkâm, c. 1, s. 103.
Madde 68Muhakeme, Beyyine & İkrar
Mecelle Metn-i Aslîsi (Osmanlıca)

“Bir şeyin umûr-ı bâtınada delîli ol şeyin makāmına kāim olur.”

دَلِيلُ الشَّيْءِ فِي الْأُمُورِ الْبَاطِنَةِ يَقُومُ مَقَامَهُ

💡 Günümüz Türkçesi ile Manası:

Gizli ve içsel (bâtınî) işlerde, o işin dışa yansıyan delili ve alameti bizzat o şeyin yerine geçer.

🔍 Şerh ve Hukukî Tahlil:

Kalpteki kasıt, rıza veya hata gibi bâtınî halleri doğrudan görmek mümkün olmadığından, hâkim dışa yansıyan somut delil ve karinelere (sebep ve alete) göre hüküm verir.

⚖️ Fıkhî Tatbikat & Misal: Ceza hukukunda katilin öldürme kastı (amd) kalbinde gizli olduğundan, kullandığı aletin öldürücü silah olup olmaması kastın delili kabul edilerek kısas hükmü buna bina edilir.
Dayanak / İlke: Mecelle Mukaddime Md. 68; Serahsî, el-Mebsût, c. 26, s. 60; Hâdimî, Mecâmiu'l-Hakâik; Dürerü'l-Hükkâm, c. 1, s. 104.
Madde 69Akitler & İrade Beyanı
Mecelle Metn-i Aslîsi (Osmanlıca)

“Kitâbet hitâb gibidir.”

الْكِتَابُ كَالْخِطَابِ

💡 Günümüz Türkçesi ile Manası:

Usûlüne uygun yazı ile yapılan beyan (mektup, senet), yüz yüze sözlü hitap gibidir.

🔍 Şerh ve Hukukî Tahlil:

Muhatabına hitaben açık ve okunaklı (müstebîn ve mersûm) olarak yazılan mektup veya mesajlarla uzaktaki kimseler arasında icap ve kabul yapılarak akit kurulabilir.

⚖️ Fıkhî Tatbikat & Misal: İstanbul'daki bir tacirin Bursa'daki tacire mektup yazarak 'Şu malımı sana 1.000 altına sattım' demesi ve mektup ulaştığı mecliste alıcının 'Kabul ettim' demesiyle satış akdi tamam olur.
Dayanak / İlke: Mecelle Mukaddime Md. 69 ve Md. 173; Kâsânî, Bedâiu's-Sanâi', c. 5, s. 138; İbn Nüceym, el-Eşbâh ve'n-Nezâir, s. 148; Dürerü'l-Hükkâm, c. 1, s. 105.
Madde 70Akitler & İrade Beyanı
Mecelle Metn-i Aslîsi (Osmanlıca)

“Dilsizin işâret-i ma'hûdesi lisân ile beyân gibidir.”

إِشَارَةُ الْأَخْرَسِ الْمَعْهُودَةُ كَالْبَيَانِ بِاللِّسَانِ

💡 Günümüz Türkçesi ile Manası:

Dilsizin bilinen ve alışılmış işareti, dille yapılan sözlü beyan gibidir.

🔍 Şerh ve Hukukî Tahlil:

Anadiliyle konuşmaktan aciz olan (ahres) kimsenin maksadını anlatan ма'hûd (bilinen) işareti; alışveriş, nikâh, talâk ve ikrarda sözlü beyan hükmündedir (konuşabilen kimsenin işareti ise söz yerine geçmez).

⚖️ Fıkhî Tatbikat & Misal: Doğuştan dilsiz olan bir kimsenin bilinen işaretiyle mal satması, satın alması veya alacağını ikrar etmesi sözle yapılmış gibi hukuken geçerlidir.
Dayanak / İlke: Mecelle Mukaddime Md. 70 ve Md. 174; İbn Nüceym, el-Eşbâh ve'n-Nezâir, s. 149; Dürerü'l-Hükkâm, c. 1, s. 106.
Madde 71Muhakeme, Beyyine & İkrar
Mecelle Metn-i Aslîsi (Osmanlıca)

“Tercümânın kavli her husûsda kabûl olunur.”

يُقْبَلُ قَوْلُ الْمُتَرْجِمِ مُطْلَقًا

💡 Günümüz Türkçesi ile Manası:

Mahkemede güvenilir ve adil tercümanın sözü her türlü hukukî davada kabul olunur.

🔍 Şerh ve Hukukî Tahlil:

Hâkimin bilmediği bir dili konuşan tarafların veya şahitlerin beyanlarının tercümesinde, güvenilir tercümanın beyanı ikrar, inkâr ve şahitlikte muteberdir.

⚖️ Fıkhî Tatbikat & Misal: Türkçe bilmeyen yabancı bir davacının mahkeme huzurundaki iddiası veya davalının ikrarı, mahkemenin tayin ettiği adil tercümanın tercümesiyle hükme esas alınır.
Dayanak / İlke: Mecelle Mukaddime Md. 71; Buhârî, Ahkâm, 40 (Tercüman kullanılması bâbı); İbn Nüceym, el-Eşbâh ve'n-Nezâir, s. 149; Dürerü'l-Hükkâm, c. 1, s. 107.
Madde 72Yakîn & İstıshâb
Mecelle Metn-i Aslîsi (Osmanlıca)

“Hatâsı zâhir olan zanna itibâr yoktur.”

لَا عِبْرَةَ بِالظَّنِّ الْبَيِّنِ خَطَؤُهُ

💡 Günümüz Türkçesi ile Manası:

Yanlışlığı açıkça ortaya çıkan zanna (kanaate) hukuken itibar edilmez.

🔍 Şerh ve Hukukî Tahlil:

Bir kimse borçlu olduğunu veya bir sebebin varlığını zannederek bir işlem yapsa, sonradan bu zannının gerçeğe aykırı olduğu kesinleşirse o işlem hükümsüz olur.

⚖️ Fıkhî Tatbikat & Misal: Babası vefat eden kimse babasının filan şahsa 1.000 akçe borcu olduğunu zannederek ödese, daha sonra babasının o borcu sağlığında ödediği kesin belgelerle ortaya çıksa, verdiği parayı geri alır.
Dayanak / İlke: Mecelle Mukaddime Md. 72; İbn Nüceym, el-Eşbâh ve'n-Nezâir, s. 152; Hâdimî, Mecâmiu'l-Hakâik; Dürerü'l-Hükkâm, c. 1, s. 108.
Madde 73Muhakeme, Beyyine & İkrar
Mecelle Metn-i Aslîsi (Osmanlıca)

“Senede müstenid olan ihtimâl ile hüccet yoktur.”

لَا حُجَّةَ مَعَ الِاحْتِمَالِ النَّاشِئِ عَنْ دَلِيلٍ

💡 Günümüz Türkçesi ile Manası:

Bir delile veya somut karineye dayanan şüphe ve töhmet ihtimali varken, o beyan kesin hüccet (delil) olamaz.

🔍 Şerh ve Hukukî Tahlil:

Salt kuruntu (vehim) hükme tesir etmez (Madde 74); ancak somut bir menfaat ilişkisine veya töhmet karinesine dayanan ihtimal, şahitliği ve ölüm hastalığındaki (maraz-ı mevt) ikrarı geçersiz kılar.

⚖️ Fıkhî Tatbikat & Misal: Bir kimsenin kendi usûl (anne-baba) ve fürûu (çocukları) veya eşi lehine yaptığı şahitlik, aralarındaki yakın menfaat bağı sebebiyle töhmet ihtimali taşıdığından mahkemede kabul edilmez.
Dayanak / İlke: Mecelle Mukaddime Md. 73 ve Md. 1700; Ebû Dâvûd, Akdiye, 16; Hâdimî, Mecâmiu'l-Hakâik; Dürerü'l-Hükkâm, c. 1, s. 109.
Madde 74Yakîn & İstıshâb
Mecelle Metn-i Aslîsi (Osmanlıca)

“Tevehhüme itibâr yoktur.”

لَا عِبْرَةَ لِلتَّوَهُّمِ

💡 Günümüz Türkçesi ile Manası:

Delilsiz kuruntuya, vesveseye ve uzak ihtimale (tevehhüme) hukuken itibar edilmez.

🔍 Şerh ve Hukukî Tahlil:

73. maddenin karşıtıdır. Hiçbir somut emareye dayanmayan soyut vehim ve uzak ihtimallerle sabit haklar geciktirilemez ve iptal edilemez.

⚖️ Fıkhî Tatbikat & Misal: Adil şahitlerin şahitliğiyle sabit olan bir borç davasında, 'Belki şahitler yanılmıştır veya alacaklı borcu affetmiştir' gibi delilsiz kuruntularla hüküm vermekten kaçınılamaz.
Dayanak / İlke: Mecelle Mukaddime Md. 74; İbn Nüceym, el-Eşbâh ve'n-Nezâir, s. 153; Hâdimî, Mecâmiu'l-Hakâik; Dürerü'l-Hükkâm, c. 1, s. 110.
Madde 75Muhakeme, Beyyine & İkrar
Mecelle Metn-i Aslîsi (Osmanlıca)

“Bürhân ile sabit olan şey, ayân ile sabit gibidir.”

الثَّابِتُ بِالْبُرْهَانِ كَالثَّابِتِ بِالْعِيَانِ

💡 Günümüz Türkçesi ile Manası:

Kesin şer'î delil (bürhân / beyyine) ile ispatlanan şey, gözle bizzat görülmüş gibidir.

🔍 Şerh ve Hukukî Tahlil:

Mahkeme huzurunda adil şahitlerin şahitliği veya kesin ikrar gibi şer'î hüccetlerle sabit olan bir vakıa, hâkimin bizzat gözüyle müşahede ettiği kesinlik derecesindedir.

⚖️ Fıkhî Tatbikat & Misal: Bir cinayet veya borç adil şahitlerin beyyinesiyle ispatlandığında, hâkim olayı bizzat görmüşçesine kesin hüküm tesis eder.
Dayanak / İlke: Mecelle Mukaddime Md. 75; İbn Nüceym, el-Eşbâh ve'n-Nezâir, s. 154; Hâdimî, Mecâmiu'l-Hakâik; Dürerü'l-Hükkâm, c. 1, s. 111.
Madde 76Muhakeme, Beyyine & İkrar
Mecelle Metn-i Aslîsi (Osmanlıca)

“Beyyine müddeî için ve yemîn münkir üzerinedir.”

الْبَيِّنَةُ عَلَى الْمُدَّعِي وَالْيَمِينُ عَلَى مَنْ أَنْكَرَ

💡 Günümüz Türkçesi ile Manası:

Delil (şahit ve kesin belge) getirmek iddia edene (davacıya), yemin etmek ise iddiayı inkâr edene (davalıya) düşer.

🔍 Şerh ve Hukukî Tahlil:

İslam muhakeme hukukunun temel direği olan nebevî hadistir. Davacı zahire ve asla (berâet-i zimmete) aykırı bir iddiada bulunduğu için ispat yükü ondadır; ispatlayamazsa davalıya yemin teklif olunur.

⚖️ Fıkhî Tatbikat & Misal: Zeyd, Amr'dan 500 altın alacağı olduğunu iddia edip Amr inkâr ettiğinde; Zeyd şahit veya senet sunamazsa Amr'a 'Borcu olmadığına dair' yemin teklif edilir.
Dayanak / İlke: Mecelle Mukaddime Md. 76; Tirmizî, Ahkâm, 12 (No: 1341); Beyhakî, es-Sünenü'l-Kübrâ, 10/252; Dürerü'l-Hükkâm, c. 1, s. 112.
Madde 77Muhakeme, Beyyine & İkrar
Mecelle Metn-i Aslîsi (Osmanlıca)

“Beyyine hilâf-ı zâhiri isbât için ve yemîn aslı ibkā içindir.”

الْبَيِّنَةُ لِإِثْبَاتِ خِلَافِ الظَّاهِرِ وَالْيَمِينُ لِإِبْقَاءِ الْأَصْلِ

💡 Günümüz Türkçesi ile Manası:

Delil (beyyine), görünürdeki durumun (zâhirin) aksini ispatlamak içindir; yemin ise mevcut asıl durumu (berâet-i zimmeti) korumak içindir.

🔍 Şerh ve Hukukî Tahlil:

76. maddenin felsefesini açıklar. Zâhir ve asıl olan kişinin borçsuz olmasıdır; davalı zaten zâhirle desteklendiği için yeminle asıl hâli teyit eder, davacı ise zâhirin aksini iddia ettiği için kuvvetli hüccet (beyyine) getirmek zorundadır.

⚖️ Fıkhî Tatbikat & Misal: Bir malı elinde bulunduran (zilyet) kimsenin mülkiyeti zâhire uygundur; malın kendisine ait olduğunu dışarıdan iddia eden kimse zâhirin aksini beyyine ile ispatlamalıdır.
Dayanak / İlke: Mecelle Mukaddime Md. 77; Serahsî, el-Mebsût, c. 17, s. 28; Hâdimî, Mecâmiu'l-Hakâik; Dürerü'l-Hükkâm, c. 1, s. 113.
Madde 78Muhakeme, Beyyine & İkrar
Mecelle Metn-i Aslîsi (Osmanlıca)

“Beyyine hüccet-i müteaddiyedir ve ikrâr hüccet-i kāsıradır.”

الْبَيِّنَةُ حُجَّةٌ مُتَعَدِّيَةٌ وَالْإِقْرَارُ حُجَّةٌ قَاصِرَةٌ

💡 Günümüz Türkçesi ile Manası:

Şahit ve kesin delil (beyyine) herkesi bağlayan genel bir hüccettir; ikrar ise yalnızca ikrar edeni bağlayan sınırlı bir hüccettir.

🔍 Şerh ve Hukukî Tahlil:

Hâkimin beyyineye dayanarak verdiği hüküm üçüncü şahıslara ve diğer mirasçılara/ortaklara da sirayet eder; ancak bir kimsenin ikrarı sadece kendi nefsi aleyhine geçerlidir, ortağını veya diğer mirasçıları bağlamaz.

⚖️ Fıkhî Tatbikat & Misal: İki mirasçıdan biri murisin 1.000 altın borcu olduğunu ikrar etse diğer mirasçı inkâr etse, bu ikrar sadece ikrar edenin kendi miras payını bağlar; fakat alacaklı iki şahitle borcu ispatlarsa tüm terekeyi bağlar.
Dayanak / İlke: Mecelle Mukaddime Md. 78; İbn Nüceym, el-Eşbâh ve'n-Nezâir, s. 155; Hâdimî, Mecâmiu'l-Hakâik; Dürerü'l-Hükkâm, c. 1, s. 114.
Madde 79Muhakeme, Beyyine & İkrar
Mecelle Metn-i Aslîsi (Osmanlıca)

“Kişi ikrârıyla muâheze olunur.”

الْمَرْءُ مُؤَاخَذٌ بِإِقْرَارِهِ

💡 Günümüz Türkçesi ile Manası:

Akıllı ve ergen (mükellef) kimse, kendi aleyhine yaptığı ikrarla sorumlu tutulur.

🔍 Şerh ve Hukukî Tahlil:

Baskı (ikrah) olmaksızın hür iradesiyle kendi zimmetinde bir borç veya elindeki malda başkasının mülkiyeti bulunduğunu ikrar eden kimse, bu ikrarıyla bağlanır ve kul haklarında ikrarından dönemez.

⚖️ Fıkhî Tatbikat & Misal: Mahkeme huzurunda veya senetle 'Filan şahsa 500 altın borcum vardır' diye ikrarda bulunan kimse, ayrıca şahit aranmaksızın bu borcu ödemeye mahkûm edilir.
Dayanak / İlke: Mecelle Mukaddime Md. 79 ve Md. 1587; Nisâ 4/135 ('Kendiniz aleyhine de olsa adaleti ayakta tutan şahitler olun'); Dürerü'l-Hükkâm, c. 1, s. 115.
Madde 80Muhakeme, Beyyine & İkrar
Mecelle Metn-i Aslîsi (Osmanlıca)

“Tenâkuz ile hüccet kalmaz; lâkin mütenâkızın aleyhine olan hükme halel gelmez.”

لَا حُجَّةَ مَعَ التَّنَاقُضِ، لَكِنْ لَا يَخْتَلُّ مَعَهُ حُكْمُ الْحَاكِمِ

💡 Günümüz Türkçesi ile Manası:

Çelişki (tenâkuz) ile delil ve dava düşer; ancak çelişkiye düşen kimsenin kendi aleyhine doğan hükme ve kesinleşmiş mahkeme kararına zarar gelmez.

🔍 Şerh ve Hukukî Tahlil:

İki sözün birbirini yalanlayacak şekilde çelişmesi (tenâkuz), sahibinin lehte olan iddiasını ve şahitlerin şehadetini hükümsüz kılar. Ancak hâkim geçerli beyyineyle hüküm verdikten sonra şahitlerin rücû etmesi hükmü bozmaz.

⚖️ Fıkhî Tatbikat & Misal: Bir kimse önce 'Bu evi hiç satın almadım' dedikten sonra 'Satın almıştım ve parasını da ödedim' dese tenâkuz sebebiyle davası dinlenmez; şahitler hükümden sonra şehadetten dönse hüküm bozulmaz, şahitler tazmin eder.
Dayanak / İlke: Mecelle Mukaddime Md. 80 ve Md. 1647; İbn Nüceym, el-Eşbâh ve'n-Nezâir, s. 157; Dürerü'l-Hükkâm, c. 1, s. 116.
Madde 81Tebeiyyet & Asıl-Fer'
Mecelle Metn-i Aslîsi (Osmanlıca)

“Asıl sabit olmadıkta fer'in sabit olduğu vardır.”

قَدْ يَثْبُتُ الْفَرْعُ مَعَ عَدَمِ ثُبُوتِ الْأَصْلِ

💡 Günümüz Türkçesi ile Manası:

Bazen asıl borç hukuken sabit olmadığı halde, ona bağlı olan fer'in (kefaletin) sabit olduğu görülür.

🔍 Şerh ve Hukukî Tahlil:

50. maddeye göre asıl düşünce fer' de düşer; ancak ispat hukuku (kaza) bakımından bazen asıl borçlu borcu inkâr edip kefil ikrar ettiğinde, ikrar kāsır hüccet olduğu için asıl hakkında sabit olmayan borç kefil hakkında sabit olur.

⚖️ Fıkhî Tatbikat & Misal: Bir kimse 'Zeyd'in Amr'a 1.000 akçe borcu vardır ve ben ona kefilim' diye ikrar etse, Zeyd ise borcu inkâr etse ve alacaklının şahidi olmasa; borç asıl borçlu Zeyd hakkında sabit olmaz ama ikrarı sebebiyle kefilden tahsil edilir.
Dayanak / İlke: Mecelle Mukaddime Md. 81; İbn Nüceym, el-Eşbâh ve'n-Nezâir, s. 122; Hâdimî, Mecâmiu'l-Hakâik; Dürerü'l-Hükkâm, c. 1, s. 117.
Madde 82Zaman, Şart & Tazmin
Mecelle Metn-i Aslîsi (Osmanlıca)

“Şartın sübûtu indinde ana muallak olan şeyin sübûtu lâzım olur.”

الْمُعَلَّقُ بِالشَّرْطِ يَجِبُ ثُبُوتُهُ عِنْدَ ثُبُوتِ الشَّرْطِ

💡 Günümüz Türkçesi ile Manası:

Talikî (geciktirici) şarta bağlanmış olan bir hüküm, o şart gerçekleştiği anda kesin olarak sabit ve bağlayıcı olur.

🔍 Şerh ve Hukukî Tahlil:

Şarta ta'lîk kabul eden tasarruflarda (kefalet, havale, vekâlet, vasiyet, talâk gibi), şart koşulan hadise meydana gelmeden hüküm doğmaz; şart tahakkuk ettiği anda ise hüküm derhal yürürlüğe girer.

⚖️ Fıkhî Tatbikat & Misal: 'Filan şahıs sana olan borcunu vadesinde ödemezse ben kefilim' diyen kimse, vade gelip borçlu ödemediği anda kefalet borcuyla mükellef olur.
Dayanak / İlke: Mecelle Mukaddime Md. 82; Hâdimî, Mecâmiu'l-Hakâik; Ali Haydar Efendi, Dürerü'l-Hükkâm, c. 1, s. 118.
Madde 83Zaman, Şart & Tazmin
Mecelle Metn-i Aslîsi (Osmanlıca)

“Bi-kaderi'l-imkân şart'a mürâât olunmak lâzım gelir.”

يَلْزَمُ مُرَاعَاةُ الشَّرْطِ بِقَدْرِ الْإِمْكَانِ

💡 Günümüz Türkçesi ile Manası:

Şer'î usule aykırı olmayan meşru şartlara imkân ölçüsünde riayet edilmesi gerekir.

🔍 Şerh ve Hukukî Tahlil:

Helali haram veya haramı helal kılmayan, akdin muktezasına uygun olan ve taraflardan birine meşru fayda sağlayan şartlar ile vakıf kurucusunun (vâkıfın) şartlarına uyulması vaciptir.

⚖️ Fıkhî Tatbikat & Misal: Rehin veya kefil verme şartıyla yapılan vadeli satışta alıcının şart koşulan rehni/kefili göstermesi zorunludur; vakfiyede belirlenen meşru şartlara mütevelli aynen uymakla yükümlüdür.
Dayanak / İlke: Mecelle Mukaddime Md. 83; Buhârî, İcâre, 14 ('Müslümanlar şartları üzerinedir'); İbn Nüceym, el-Eşbâh ve'n-Nezâir, s. 180; Dürerü'l-Hükkâm, c. 1, s. 119.
Madde 84Zaman, Şart & Tazmin
Mecelle Metn-i Aslîsi (Osmanlıca)

“Va'dler sûret-i ta'lîkı iktisâ ile lâzım olur.”

الْمَوَاعِيدُ بِصُورَةِ التَّعَالِيقِ تَكُونُ لَازِمَةً

💡 Günümüz Türkçesi ile Manası:

Normalde sadece ahlakî/diyanî borç doğuran vaatler, bir şarta bağlanma (ta'lîk) kalıbıyla söylendiğinde hukuken de bağlayıcı (lâzım) olur.

🔍 Şerh ve Hukukî Tahlil:

Soyut bir vaat ('Sana yardım edeceğim') kazaen cebrî icraya konu olmaz; ancak karşı tarafın zarar görebileceği bir fiil şartına bağlanmışsa ('Bu malı filana sat, bedelini ödemezse ben öderim'), garanti ve kefalet hükmünü alarak hukuken bağlayıcı olur.

⚖️ Fıkhî Tatbikat & Misal: 'Şu evi kirala, kirayı ödeyemezsen ben öderim' veya 'Bu malı al, zarar edersen zararın benden' şeklindeki ta'lîkî vaatler hukuken bağlayıcıdır.
Dayanak / İlke: Mecelle Mukaddime Md. 84; Buhârî, Şehâdât, 28; İbn Âbidîn, Reddü'l-Muhtâr, c. 5, s. 84; Dürerü'l-Hükkâm, c. 1, s. 120.
Madde 85Zaman, Şart & Tazmin
Mecelle Metn-i Aslîsi (Osmanlıca)

“Bir şeyin nef'i damânı mukābelesindedir.”

الْخَرَاجُ بِالضَّمَانِ

💡 Günümüz Türkçesi ile Manası:

Bir malın geliri ve menfaati (harâcı), o malın hasar ve tazmin sorumluluğunu (damânını) üstlenmenin karşılığıdır.

🔍 Şerh ve Hukukî Tahlil:

Peygamber Efendimiz'in (s.a.v.) meşhur hadis-i şerifinin bizzat metnidir. Bir malın telef olma riskini ve külfetini kim taşıyorsa, o maldan elde edilen semere ve kazanç da ona aittir.

⚖️ Fıkhî Tatbikat & Misal: Bir kimse satın alıp teslim aldığı bir hayvanı bir süre çalıştırıp sütünden faydalandıktan sonra hayvanda eski bir ayıp fark edip satıcıya iade etse, hayvan elindeyken telef olsaydı zararı kendisine ait olacağı için elde ettiği geliri satıcıya geri vermez.
Dayanak / İlke: Mecelle Mukaddime Md. 85; Ebû Dâvûd, Büyû', 71 (No: 3508); Tirmizî, Büyû', 53 (No: 1285: 'el-Harâcu bi'd-damân'); Dürerü'l-Hükkâm, c. 1, s. 121.
Madde 86Zaman, Şart & Tazmin
Mecelle Metn-i Aslîsi (Osmanlıca)

“Ücret ile damân müctemi' olmaz.”

الْأَجْرُ وَالضَّمَانُ لَا يَجْتَمِعَانِ

💡 Günümüz Türkçesi ile Manası:

Aynı malın kullanımından dolayı aynı olayda hem kira ücreti (ecr) hem de mülkiyet tazminatı (damân) bir arada istenemez.

🔍 Şerh ve Hukukî Tahlil:

Tazminat (damân) malın kendisinin (rakabesinin) bedelidir; ücret ise menfaatin bedelidir. Hanefî fıkhında gasp edilen malın mülkiyet tazminatı ödendiğinde ayrıca geçen sürenin kira ücreti (vakıf, yetim malı ve kiralanmak üzere hazırlanmış akar istisnası hariç) talep edilmez.

⚖️ Fıkhî Tatbikat & Misal: Bir kimse başkasının binek hayvanını gasp edip binse ve hayvan elinde telef olsa, hayvanın tam kıymetini (damânını) öder; ayrıca biniş ücreti ödetilmez.
Dayanak / İlke: Mecelle Mukaddime Md. 86 ve Md. 596; Kâsânî, Bedâiu's-Sanâi', c. 7, s. 145; İbn Nüceym, el-Eşbâh ve'n-Nezâir, s. 160; Dürerü'l-Hükkâm, c. 1, s. 122.
Madde 87Zaman, Şart & Tazmin
Mecelle Metn-i Aslîsi (Osmanlıca)

“Mazarrat menfaat mukābelesindedir; yani bir şeyin nef'ine nâil olan anın mazarratına mütehammil olur.”

الْغُرْمُ بِالْغُنْمِ

💡 Günümüz Türkçesi ile Manası:

Külfet ve zarar (ğurm), nimet ve menfaat (ğunm) karşılığındadır; bir şeyin faydasına kavuşan kimse onun masraf ve külfetine de katlanır.

🔍 Şerh ve Hukukî Tahlil:

85. maddenin tamamlayıcısıdır. Bir mülkün veya ortaklığın sağladığı menfaatten kim hangi oranda yararlanıyorsa, o malın bakım, koruma ve vergi külfetine de aynı oranda katlanır.

⚖️ Fıkhî Tatbikat & Misal: Müşterek bir mülkün tamir ve bakım masrafları ortakların hisseleri oranında paylaşılır; âriyet (ödünç) alınan hayvanın yem ve bakım masrafı ondan ücretsiz faydalanan müsteîre aittir.
Dayanak / İlke: Mecelle Mukaddime Md. 87 ve Md. 1308; İbn Nüceym, el-Eşbâh ve'n-Nezâir, s. 162; Hâdimî, Mecâmiu'l-Hakâik; Dürerü'l-Hükkâm, c. 1, s. 123.
Madde 88Zaman, Şart & Tazmin
Mecelle Metn-i Aslîsi (Osmanlıca)

“Külfet ni'mete ve ni'met külfete göredir.”

النِّعْمَةُ بِقَدْرِ النِّقْمَةِ وَالنِّقْمَةُ بِقَدْرِ النِّعْمَةِ

💡 Günümüz Türkçesi ile Manası:

Yükümlülük (külfet) elde edilen nimete göre, nimet de katlanılan külfete göredir.

🔍 Şerh ve Hukukî Tahlil:

85 ve 87. maddeleri özetleyen denge kaidesidir. Hak ve borç dengesinde nimet ile külfet doğru orantılıdır.

⚖️ Fıkhî Tatbikat & Misal: Bir apartman veya su kanalından ortaklaşa yararlanan komşular, yararlanma payları (nimet) nispetinde ortak giderlere (külfete) iştirak ederler.
Dayanak / İlke: Mecelle Mukaddime Md. 88; Hâdimî, Mecâmiu'l-Hakâik; Ali Haydar Efendi, Dürerü'l-Hükkâm, c. 1, s. 124.
Madde 89Zaman, Şart & Tazmin
Mecelle Metn-i Aslîsi (Osmanlıca)

“Bir fiilin hükmü fâiline muzâf kılınır ve mücbir olmadıkça âmire muzâf kılınmaz.”

يُضَافُ الْفِعْلُ إِلَى الْفَاعِلِ لَا الْآمِرِ مَا لَمْ يَكُنْ مُجْبِرًا

💡 Günümüz Türkçesi ile Manası:

Bir fiilin hukukî sorumluluğu bizzat o fiili işleyene (fâile) nispet edilir; zorlayıcı (mücbir / ikrah edici) olmadıkça emredene nispet edilmez.

🔍 Şerh ve Hukukî Tahlil:

Haksız fiillerde başkasının malına el uzatan kimse kendi hür iradesiyle hareket etmişse, 'bana filan emretti' diyerek sorumluluktan kurtulamaz. Ancak ölüm veya ağır darpla tehdit (ikrâh-ı mülcî) varsa sorumluluk zorlayana (mücbire) ait olur.

⚖️ Fıkhî Tatbikat & Misal: Bir kimse diğerine 'Git komşunun ağacını kes' diye emretse ve o da kesse, ağacın bedelini bizzat kesen tazmin eder; ancak silah zoruyla (ikrâh-ı mülcî ile) kestirmişse zorlayan tazmin eder.
Dayanak / İlke: Mecelle Mukaddime Md. 89 ve Md. 1006; İbn Nüceym, el-Eşbâh ve'n-Nezâir, s. 163; Dürerü'l-Hükkâm, c. 1, s. 125.
Madde 90Zaman, Şart & Tazmin
Mecelle Metn-i Aslîsi (Osmanlıca)

“Mübâşir, yani bi'z-zât fâil ile mütesebbib müctemi' oldukta hüküm ol fâile muzâf kılınır.”

إِذَا اجْتَمَعَ الْمُبَاشِرُ وَالْمُتَسَبِّبُ يُضَافُ الْحُكْمُ إِلَى الْمُبَاشِرِ

💡 Günümüz Türkçesi ile Manası:

Zararı doğrudan işleyen (mübâşir) ile zarara dolaylı sebep olan (mütesebbib) bir araya geldiğinde, tazmin hükmü doğrudan işleyene (mübâşire) yüklenir.

🔍 Şerh ve Hukukî Tahlil:

İlliyet bağında doğrudan fiil (mübâşeret), dolaylı sebepten (tesebbübden) daha kuvvetlidir. Mübâşir bizzat illettir; dolayısıyla üçüncü bir şahıs fiili bizzat işlediğinde sebep olanın sorumluluğu kesilir.

⚖️ Fıkhî Tatbikat & Misal: Bir kimse umumi yola izinsiz bir kuyu kazsa (mütesebbib), bir başkası da gelip başkasının hayvanını kasten o kuyuya itse (mübâşir); hayvanın bedelini kuyuya iten mübâşir tazmin eder.
Dayanak / İlke: Mecelle Mukaddime Md. 90 ve Md. 887-888; İbn Nüceym, el-Eşbâh ve'n-Nezâir, s. 164; Dürerü'l-Hükkâm, c. 1, s. 126.
Madde 91Mülkiyet & Tasarruf
Mecelle Metn-i Aslîsi (Osmanlıca)

“Cevâz-ı şer'î damâna münâfî olur.”

الْجَوَازُ الشَّرْعِيُّ يُنَافِي الضَّمَانَ

💡 Günümüz Türkçesi ile Manası:

Bir fiilin şer'an ve hukuken caiz (meşru bir hakkın kullanımı) olması, tazminat sorumluluğuna (damâna) engeldir.

🔍 Şerh ve Hukukî Tahlil:

Kişi kendi mülkünde veya kanunun kendisine tanıdığı yetki sınırları içinde meşru bir tasarrufta bulunurken, kasıt ve taşkınlık (teaddî) olmaksızın meydana gelen zararlardan sorumlu tutulmaz.

⚖️ Fıkhî Tatbikat & Misal: Bir kimse kendi mülkü olan bahçesinde meşru şekilde kuyu kazsa ve o kuyuya komşusunun hayvanı gelip düşerek telef olsa, kendi mülkünde kuyu kazmak şer'an caiz olduğundan tazminat gerekmez.
Dayanak / İlke: Mecelle Mukaddime Md. 91; İbn Nüceym, el-Eşbâh ve'n-Nezâir, s. 166; Hâdimî, Mecâmiu'l-Hakâik; Dürerü'l-Hükkâm, c. 1, s. 127.
Madde 92Zaman, Şart & Tazmin
Mecelle Metn-i Aslîsi (Osmanlıca)

“Mübâşir müteammid olmasa da dâmin olur.”

الْمُبَاشِرُ ضَامِنٌ وَإِنْ لَمْ يَتَعَمَّدْ

💡 Günümüz Türkçesi ile Manası:

Başkasının malına doğrudan (bizzat kendi fiiliyle) zarar veren kimse (mübâşir), kasıtlı olmasa (hatayla yapsa) dahi zararı tazmin eder.

🔍 Şerh ve Hukukî Tahlil:

İslam borçlar hukukunda doğrudan verilen malî zararlarda (itlâf-ı emvâl) kusursuz sorumluluk esası geçerlidir. Kasıt ve kusur aranan yer ceza hukukudur; kul hakkı olan mal tazmininde hata, uyku veya çocukluk tazmini düşürmez.

⚖️ Fıkhî Tatbikat & Misal: Ayağı kayıp düşerek satıcının sergisindeki cam eşyaları kıran kimse, kasıtlı olmasa dahi kırdığı eşyaların kıymetini tazmin etmekle yükümlüdür.
Dayanak / İlke: Mecelle Mukaddime Md. 92 ve Md. 912; İbn Nüceym, el-Eşbâh ve'n-Nezâir, s. 165; Dürerü'l-Hükkâm, c. 1, s. 128.
Madde 93Zaman, Şart & Tazmin
Mecelle Metn-i Aslîsi (Osmanlıca)

“Mütesebbib müteammid olmadıkça dâmin olmaz.”

الْمُتَسَبِّبُ لَا يَضْمَنُ إِلَّا بِالتَّعَمُّدِ

💡 Günümüz Türkçesi ile Manası:

Bir zarara dolaylı olarak sebep olan kimse (mütesebbib), kasıtlı veya haksız/kusurlu (müteaddî) olmadıkça tazminle sorumlu olmaz.

🔍 Şerh ve Hukukî Tahlil:

92. maddenin karşılığıdır. Zarar doğrudan değil de dolaylı bir sebeple doğmuşsa, tazminat için failin kasıt veya hukuka aykırılık (teaddî/kusur) içinde bulunması şarttır.

⚖️ Fıkhî Tatbikat & Misal: Ürkütülen bir hayvanın kaçarken başkasının malına zarar vermesinde hayvanı haksız yere ürküten (müteaddî) tazmin eder; ancak kendi arazisini sularken suyun normalin dışında komşu tarlaya sızmasında kusur ve teaddî yoksa tazmin gerekmez.
Dayanak / İlke: Mecelle Mukaddime Md. 93 ve Md. 922; İbn Nüceym, el-Eşbâh ve'n-Nezâir, s. 165; Dürerü'l-Hükkâm, c. 1, s. 129.
Madde 94Zaman, Şart & Tazmin
Mecelle Metn-i Aslîsi (Osmanlıca)

“Hayvânâtın kendiliğinden olarak cinâyet ve mazarratı hederdir.”

جِنَايَةُ الْعَجْمَاءِ جُبَارٌ

💡 Günümüz Türkçesi ile Manası:

Sahibinin kusuru ve kışkırtması olmaksızın hayvanların kendiliğinden verdiği zarar (cinâyet) hederdir (sahibine tazmin ettirilmez).

🔍 Şerh ve Hukukî Tahlil:

Buhârî ve Müslim'de yer alan sahih hadisin tercümesidir. Hayvanın iradesi ve mükellefiyeti yoktur; sahibi de hayvanı bağlama ve gözetmede kusur (teaddî) işlememişse hayvanın kendiliğinden yaptığı zarardan sorumlu olmaz (ancak geceleyin başıboş bırakılan hayvanın ekin zararı veya bilinen süsgen hayvanı salıvermek kusur sayılır).

⚖️ Fıkhî Tatbikat & Misal: Ahırında usulüne uygun bağlı duran bir at kendi kendine ipini koparıp başkasının malına zarar verse, sahibinin kusuru olmadığından tazminat gerekmez.
Dayanak / İlke: Mecelle Mukaddime Md. 94 ve Md. 929; Buhârî, Diyât, 28; Müslim, Hudûd, 45 ('el-Acmâu cübârun'); Dürerü'l-Hükkâm, c. 1, s. 130.
Madde 95Mülkiyet & Tasarruf
Mecelle Metn-i Aslîsi (Osmanlıca)

“Gayrın mülkünde tasarruf ile emretmek bâtıldır.”

الْأَمْرُ بِالتَّصَرُّفِ فِي مِلْكِ الْغَيْرِ بَاطِلٌ

💡 Günümüz Türkçesi ile Manası:

Başkasının mülkünde (mal sahibinin izni ve velâyeti olmaksızın) tasarruf edilmesini emretmek geçersizdir (bâtıldır).

🔍 Şerh ve Hukukî Tahlil:

Hiç kimse maliki veya yetkili vekili/velisi olmadığı bir mal üzerinde başkasına 'al, sat, yık, bağışla' diye hukuken geçerli bir emir veremez. Böyle bir emir bâtıl olduğundan emre uyarak zarar veren kimse (89. madde gereği) bizzat tazmin eder.

⚖️ Fıkhî Tatbikat & Misal: Bir kimse başkasının mülkü olan bir eşyayı üçüncü bir şahsa 'Şunu al denize at' diye emretse ve o şahıs da bunun emredenin malı olmadığını bilerek denize atsa, emir bâtıl olduğundan bizzat atan tazmin eder.
Dayanak / İlke: Mecelle Mukaddime Md. 95; Ebû Dâvûd, Büyû', 70 ('Sahip olmadığın şeyi satma'); İbn Nüceym, el-Eşbâh ve'n-Nezâir, s. 166; Dürerü'l-Hükkâm, c. 1, s. 131.
Madde 96Mülkiyet & Tasarruf
Mecelle Metn-i Aslîsi (Osmanlıca)

“Bir kimsenin mülkünde anın izni olmaksızın âhar bir kimsenin tasarruf etmesi câiz değildir.”

لَا يَجُوزُ لِأَحَدٍ أَنْ يَتَصَرَّفَ فِي مِلْكِ الْغَيْرِ بِلَا إِذْنِهِ

💡 Günümüz Türkçesi ile Manası:

Hiç kimsenin, başkasının mülkünde sahibinin izni (veya kanunî velâyet) olmaksızın tasarrufta bulunması caiz değildir.

🔍 Şerh ve Hukukî Tahlil:

Mülkiyet hakkının dokunulmazlığını ifade eden temel kaidedir. Sahibinin rızası veya şer'î bir zaruret/velâyet bulunmaksızın başkasının malını kullanmak, değiştirmek veya el koymak gasp ve haksız fiildir.

⚖️ Fıkhî Tatbikat & Misal: Bir kimse komşusunun izni olmadan onun bahçesine giremez, aracını veya eşyasını kullanamaz; izinsiz kullanırken mal telef olursa her hâlükârda tazmin eder.
Dayanak / İlke: Mecelle Mukaddime Md. 96; Ahmed b. Hanbel, Müsned, 5/72 ('Bir Müslümanın malı gönül hoşluğu olmadıkça helal olmaz'); Dürerü'l-Hükkâm, c. 1, s. 132.
Madde 97Mülkiyet & Tasarruf
Mecelle Metn-i Aslîsi (Osmanlıca)

“Bilâ-sebeb-i meşrû birinin mâlını bir kimsenin ahz eylemesi câiz olmaz.”

لَا يَجُوزُ لِأَحَدٍ أَنْ يَأْخُذَ مَالَ أَحَدٍ بِلَا سَبَبٍ شَرْعِيٍّ

💡 Günümüz Türkçesi ile Manası:

Meşru bir hukukî sebep (satım, kira, hibe, miras vb.) olmaksızın bir kimsenin başkasının malını alması caiz değildir.

🔍 Şerh ve Hukukî Tahlil:

Modern hukuktaki 'sebepsiz zenginleşme' yasağının İslam hukukundaki temel kaidesidir. Malların batıl yollarla (kumar, gasp, hırsızlık, rüşvet, hataen ödeme) el değiştirmesi hükümsüzdür ve alınan malın sahibine iadesi vaciptir.

⚖️ Fıkhî Tatbikat & Misal: Borçlu olmadığı bir parayı yanlışlıkla ödeyen kimse veya fasit/bâtıl bir akitle mal veren kimse, karşı taraf meşru sebep olmaksızın o malı aldığı için geri alma hakkına sahiptir.
Dayanak / İlke: Mecelle Mukaddime Md. 97; Bakara 2/188 ('Mallarınızı aranızda bâtıl sebeplerle yemeyin'); Dürerü'l-Hükkâm, c. 1, s. 132.
Madde 98Mülkiyet & Tasarruf
Mecelle Metn-i Aslîsi (Osmanlıca)

“Bir şeyde sebeb-i temellükün tebeddülü ol şeyin tebeddülü makāmına kāimdir.”

تَبَدُّلُ سَبَبِ الْمِلْكِ قَائِمٌ مَقَامَ تَبَدُّلِ الذَّاتِ

💡 Günümüz Türkçesi ile Manası:

Bir malda mülkiyet sebebinin değişmesi, bizzat o malın zatının değişmesi hükmündedir.

🔍 Şerh ve Hukukî Tahlil:

Aynı mal farklı bir mülkiyet sebebiyle (satım, hibe, miras) el değiştirdiğinde, önceki mülkiyet sebebine bağlı olan bazı hükümler sona erer ve yeni bir malmış gibi muamele görür.

⚖️ Fıkhî Tatbikat & Misal: Zengin olmayan bir kimseye zekât veya sadaka olarak verilen bir malı, o fakir kendi mülkü olarak teslim aldıktan sonra zengin bir kimseye veya Peygamber Efendimiz'e (s.a.v.) hediye etse; fakire sadaka olan şey mülkiyet sebebi değiştiği için zengine helal hediye olur (Berîre hadisi).
Dayanak / İlke: Mecelle Mukaddime Md. 98; Buhârî, Zekât, 61 ('O et Berîre'ye sadakadır, bize ise hediyedir'); İbn Nüceym, el-Eşbâh ve'n-Nezâir, s. 167; Dürerü'l-Hükkâm, c. 1, s. 133.
Madde 99Zarar & Def'-i Mefâsid
Mecelle Metn-i Aslîsi (Osmanlıca)

“Kim ki bir şeyi vaktinden evvel isti'câl eyler ise mahrûmiyetle muâteb olur.”

مَنِ اسْتَعْجَلَ الشَّيْءَ قَبْلَ أَوَانِهِ عُوقِبَ بِحِرْمَانِهِ

💡 Günümüz Türkçesi ile Manası:

Kim bir hakkı veya sonucu meşru vaktinden önce gayrimeşru yolla acele elde etmeye kalkışırsa, o haktan mahrum bırakılmakla cezalandırılır.

🔍 Şerh ve Hukukî Tahlil:

Resmî Mecelle metninde 99. maddedir (Sedd-i zerâi' ve suikastın önlenmesi ilkesi). Meşru vaktinde kendisine intikal edecek bir hakkı suç veya hile işleyerek öne çekmeye çalışan kimsenin kötü maksadı kendi aleyhine çevrilir.

⚖️ Fıkhî Tatbikat & Misal: Miras bırakanını (murisini) bir an önce mirasa konmak için haksız yere öldüren katil mirasçı, Tirmizî'deki 'Katil mirastan pay alamaz' hadisi ve bu küllî kaide gereği mirastan tamamen mahrum kalır.
Dayanak / İlke: Mecelle Mukaddime Md. 99; Tirmizî, Ferâiz, 17 (No: 2109: 'Kātil mirastan pay alamaz'); İbn Nüceym, el-Eşbâh ve'n-Nezâir, s. 153; Dürerü'l-Hükkâm, c. 1, s. 134.
Madde 100Muhakeme, Beyyine & İkrar
Mecelle Metn-i Aslîsi (Osmanlıca)

“Her kim ki kendi tarafından tamam olan bir şeyi nakzetmeye sa'y ederse sa'yi merdûddur.”

مَنْ سَعَى فِي نَقْضِ مَا تَمَّ مِنْ جِهَتِهِ فَسَعْيُهُ مَرْدُودٌ عَلَيْهِ

💡 Günümüz Türkçesi ile Manası:

Kim kendi fiili ve rızasıyla tamamlanmış bir hukukî işlemi sonradan bozmaya çalışırsa, bu çabası reddedilir.

🔍 Şerh ve Hukukî Tahlil:

Resmî Mecelle Mukaddimesinin 100. ve son maddesidir (99. küllî kaide). Modern hukuktaki 'çelişkili davranış yasağı' (venire contra factum proprium / estoppel) ilkesinin fıkıhtaki karşılığıdır. Kişi kendi iradesiyle ikrar, ibra, sulh veya icazet vererek tamamladığı bir işlemi, karşı tarafın hilesi veya şer'î bir fesih sebebi olmaksızın tek taraflı bozamaz.

⚖️ Fıkhî Tatbikat & Misal: Miras taksimine veya bir malın satışına bizzat rıza ve icazet veren kimsenin, sonradan hiçbir şer'î özür yokken 'taksim veya satış geçersizdi' diyerek dava açması bu kaide gereğince reddedilir.
Dayanak / İlke: Mecelle Mukaddime Md. 100; İbn Nüceym, el-Eşbâh ve'n-Nezâir, s. 158; Ali Haydar Efendi, Dürerü'l-Hükkâm, c. 1, s. 135.